Batı’nın Yeni Hamlesi: "Kullan-At Miras" ve Benin Bronzlarının Siyasi İadesi

Son yıllarda Almanya, Fransa ve bazı İngiliz müzelerinin Benin Bronzlarını Nijerya'ya iade etme kararları, kültürel miras dünyasında bir "aydınlanma" olarak kutlanıyor. Peki, bu ani cömertliğin arkasında yatan gerçek sebep nedir?

Rıdvan Gölcük 26 Kasım 2025

Spot: Son yıllarda Almanya, Fransa ve bazı İngiliz müzelerinin Benin Bronzlarını Nijerya'ya iade etme kararları, kültürel miras dünyasında bir "aydınlanma" olarak kutlanıyor. Peki, bu ani cömertliğin arkasında yatan gerçek sebep nedir? Yıllardır Parthenon Mermerleri, Bergama Sunağı gibi meşru taleplere kulak tıkayan Batı, neden birdenbire Afrika konusunda bu kadar "cömert" davrandı? Cevap, kültürel adaletten çok, jeopolitik bir panik hamlesinde gizli: "Returnizm" (iadecilik), Avrupa'nın Afrika'da kaybettiği siyasi zemini geri kazanmak için kullandığı yeni bir kültürel diplomasi silahıdır.


Bir Yağmanın Hikayesi: Benin Bronzları

1897’de İngiliz kuvvetleri, Britanya İmparatorluğu'nun "cezalandırıcı sefer" (punitive expedition) adını verdiği vahşi bir askeri operasyonla, bugünkü Nijerya’nın güneyinde yer alan, 13. yüzyıldan itibaren bugünkü Nijerya topraklarında hüküm süren Benin Krallığı’nı işgal etti. Sömürge ordusu, krallığın sarayını yerle bir ederek binlerce tunç, fildişi ve ahşap eseri İngiltere’ye taşıdı. “Benin Bronzları” olarak anılan bu başyapıtlar, yalnızca sanat tarihinin değil, yağmanın da sembolü haline geldi.

20. yüzyıl boyunca British Museum, Berlin Etnoloji Müzesi, Musée du quai Branly gibi kurumlar bu eserleri koleksiyonlarının “gururu” olarak sergiledi. Bu bronzlar Afrika’nın değil, Batının estetik ve tarih anlatısının bir parçasına dönüştürüldü. Her biri Avrupa’nın sömürgeci rüyasının metalik bir yankısıydı.

Benin Bronzları

Bu durum, 19. yüzyıl müze anlayışının ta kendisidir. British Museum, Louvre veya Berlin'deki Müzeler Adası, sadece sanat eserlerin korunduğu masum mekanlar değil, aynı zamanda sömürgeci imparatorlukların "evrensel" gücünü sergileyen politik vitrinlerdi. Mısır'dan getirilen Rozetta Taşı "medeniyetin" nasıl el değiştirdiğini; Bergama'dan sökülen devasa sunak ise Alman arkeolojisinin ve gücünün "başarısını" simgeliyordu.

Bu müzeler, dünyanın geri kalanının mirasını gerçek sahiplerinden daha iyi koruma iddiasıyla, sömürgeleştirilen halkların geçmişini de "müzeleştirdiler". Bu, kültürel bir korumadan çok, kültürel bir mülksüzleştirmeydi.

İkiyüzlü İade Politikası: Parthenon ve Bergama Neden Bekliyor?

Bu sömürgeci müze mantı bugün de varlığını sürdürüyor. Bunun en bariz kanıtı, Avrupa'nın bariz bir şekilde uyguladığı çifte standarttır.

Yunanistan, 19. yüzyılın başında Lord Elgin tarafından sökülüp Londra'ya götürülen Parthenon Mermerleri (ya da bilinen adıyla Elgin Mermerleri) için on yıllardır kampanya yürütüyor. British Museum'un cevabı net: Eserler "insanlığın ortak mirasıdır" ve Londra'da daha güvendedir. Türkiye, Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde sergilenen Bergama Sunağının ana vatanına dönmesi için diplomatik ve hukuki girişimlerde bulunuyor. Sonuç: Alman makamları "yasal kazanım" ve "zaman aşımı" gibi gerekçelerin arkasına sığınıyor. Mısır, Nefertiti Büstünü Berlin'den, Rozetta Taşını Londra'dan geri almak için defalarca talepte bulundu. Bu taleplerin hiçbiri karşılık bulmadı.

Peki, Yunanistan, Türkiye ve Mısır'ın meşru talepleri "evrensel miras" safsatasıyla reddedilirken, ne oldu da Benin Bronzları birdenbire iade listelerinin başına oturdu?

Zeus Sunağı - Pergamon Müzesi, Berlin

Afrika'da Değişen Dengeler ve Batının Panik Hamlesi

Cevap basit: Jeopolitik. Avrupa, Afrika'da hızla zemin kaybediyor.

  • Fransa, geleneksel etki alanı olan Sahel kuşağında (Mali, Burkina Faso, Nijer) yaşanan askeri darbeler ve yükselen Fransız karşıtlığı ile bölgeden fiilen atıldı.
  • İngiltere'nin "Commonwealth" (İngiliz Milletler Topluluğu) üzerinden kurduğu post-kolonyal etki, ekonomik olarak yetersiz kalıyor.

Bu boşluğu dolduran yeni aktörler var:

  • Çin, "Kuşak ve Yol İnisiyatifi" ile Afrika'nın en büyük altyapı yatırımcısı ve ticaret ortağı haline geldi. Eleştirilen "borç diplomasisine" rağmen, somut projeler sunuyor.
  • Rusya, özellikle Fransa'nın terk ettiği bölgelerde (Wagner gibi) güvenlik sağlayıcı olarak ortaya çıkıyor ve rejimlerle askeri/siyasi bağlar kuruyor.
  • Türkiye, TİKA, Yunus Emre Enstitüleri, doğrudan uçuşlar ve "sömürgeci geçmişi olmayan ortak" söylemiyle hem ekonomik hem de kültürel (soft power) bir alternatif olarak yükseliyor.

Avrupa, "Afrika Talanı"nda (Scramble for Africa) eski gücüne kavuşmak istiyor. Bu durumda, elindeki tek güçlü karta oynamaktan başka şansı kalmadı: Kültür.

"Returnizm": Siyasi İmaj Yenileme Aracı

Benin Bronzlarının iadesi, bu bağlamda bir "kültürel diplomasi" hamlesidir. 2021’de Almanya, Benin Bronzlarının önemli bir kısmını Nijerya’ya iade edeceğini duyurdu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2017’de Ouagadougou’da yaptığı konuşmada Afrika’ya ait eserlerin “nihayet” geri verilmesi gerektiğini söyledi. Belçika, Avusturya, Hollanda da benzer açıklamalar yaptı. Hatta İngiltere'deki Horniman ve Cambridge gibi daha küçük müzelerin British Museum'un inadını kırarak iade kararı alması... Yalnızca birkaç yıl içinde, Afrika’ya iade edilen eser sayısı onlarca ülkeden yüzlerce parçaya ulaştı.

Ancak bu ani “erdem patlaması”, tarihsel bir hesaplaşmadan ziyade politik bir yeniden konumlanma stratejisi ve kaybedilen siyasi zeminin kültürel jestlerle geri kazanılması girişiminden başka bir şey değil.

Tam da bu noktada, siyaset bilimci Benedict Anderson’ın "Müzeler de müzeleştirilen hayal gücü de köklü bir şekilde siyasaldır!” sözünün ne kadar haklı olduğunu görüyoruz. Dün o eserlere "el koymak" siyasalken, bugün "iade etmek" de aynı derecede siyasaldır. Batı, kültürel mirası bir kez daha kendi politik çıkarları için araçsallaştırmaktadır.

"Kullan-At Miras" ve "Avrupa Geriliği"

Bu iade sürecinin en büyük sorunu, samimiyetsizliği ve derin bir empati yoksunluğudur. Bu yaklaşım, yüzlerce yıldır topraklarından, inanç sistemlerinden koparılmış bu eserlerin yarattığı kolektif hafıza travmasını zerre kadar umursamamaktadır.

Bu bir şovdur. Oysa iade, sadece fiziksel nesnelerin bir depodan diğerine transferi olmamalıdır. O toplumun yitip giden belleğinin, hasar alan inancının ve onurunun iadesi nasıl olacaktır? Batı bununla ilgilenmiyor.

Benim bu yeni politikaya verdiğim isim "Kullan-At Miras" (Disposable Heritage) anlayışıdır.

Bu anlayış şunu söyler: "Ben bu eserleri aldım. İmparatorluğumu ve ulus devletimi inşa ederken müze vitrinlerimde prestij nesnesi olarak kullandım. Bugün ise Afrika'daki siyasi çıkarlarım değişti; bu eserleri tutmak bana 'sömürgeci' imajı veriyor ve Çin/Rusya karşısında elimi zayıflatıyor. Bu yüzden onları bir lütuf gibi sana geri veriyorum." Ama bu dönüşüm, empati içermiyor. Çünkü empati, ötekinin tarihine, belleğine ve travmalarına hassasiyet göstermeyi gerektirir. Returnizm ise yalnızca göstermelik bir hareket; altı boş bir jesttir.

Bir toplumun ruhundan koparılmış bu nesneler sadece birer sanat eseri değil, kolektif belleğin taşıyıcılarıdır. Bu yüzden de Avrupa’nın vitrinlerinde değil, ait oldukları topraklarda anlam bulurlar. 

Ama Batı hâlâ bu ilişkiyi nesne-merkezli, eurocentrik bir düzlemde ele alıyor: “Eseri geri verdim, mesele kapanmıştır.” Oysa mesele tam da burada başlıyor. Afrikalı düşünür Achille Mbembe’nin On the Postcolony adlı eserinde vurguladığı gibi, sömürgecilik yalnızca bir toprak işgali değil, bir “anlam işgalidir”. Bugün Avrupa müzelerinin Afrika’ya yönelik iade girişimleri, çoğu zaman bu anlam işgalinin yeni bir versiyonu olarak işler. Nesneler geri dönerken, onları tanımlayan bilgi, anlatı ve müze dili yerinde kalır. Bu durum, Batının kendi geçmişini temize çekme isteğini, yani kültürel diplomasi üzerinden bir etik kozmetik üretme çabasını açığa çıkarır.

Bu durumu "Avrupa Geriliği" olarak adlandırıyorum. Bu gerilik teknoloji ya da ekonomiyle değil, empati eksikliğiyle ilgilidir.  Bu bir "geriliktir"; çünkü bu anlayış, Avrupa'yı başka halkların acılarını ve travmalarını anlamaktan yoksun bırakarak onları sadece kendi jeopolitik satranç tahtasında birer piyon olarak görmesine neden oluyor. Başka halkların tarihini, inancını, estetiğini sadece “sergilenebilir” kıldığı ölçüde görmesine yol açıyor. Returnizm bu bakışın devamıdır; yalnızca biçimi değişmiştir.

Avrupa’nın müzeleri yeniden dolup boşalırken, gerçek yüzleşme hâlâ erteleniyor.

Sonuç: Eserler Değil, Zihniyet Dönmeli

Benin Bronzları elbette ait oldukları topraklara dönmelidir. Ancak bu dönüş, Batının siyasi manevralarının bir parçası olarak değil, gecikmiş bir adaletin zorunlu bir tecellisi olarak gerçekleşmelidir.

Bugün Avrupa'nın ihtiyacı olan şey, vitrinlerini boşaltmaktan önce, zihniyetini değiştirmektir.  Eserin geri dönmesi, öznenin geri dönmesi anlamına gelmez; çünkü sömürgeci tarih hâlâ anlatının merkezindedir. Eserleri iade etmek, ancak geçmişle gerçekten hesaplaşmanın, müze sistemlerini dönüştürmenin ve sömürgeci epistemolojiyi sorgulamanın parçası olursa anlamlıdır.

Sonuç olarak, returnizm bir etik yeniden doğuş değil, sömürgeci estetiğin güncellenmiş biçimidir. Nesneler geri dönse de, onları alıkoyan bakışın yapısı değişmediği sürece, bu dönüş yalnızca semboliktir. Benedick Anderson’un “müzeler de, müzeleştirilen hayal gücü de köklü bir şekilde siyasaldır” sözü, tam da bu paradoksu doğrular. Returnizm, sömürge sonrası dünyada Avrupa’nın kendisini yeniden tanımlama çabasının aynasıdır; fakat bu ayna, hâlâ Avrupamerkezci bir yüzü yansıtır.

Avrupa’nın yeni baştan, empatiyi merkezine alan bir kültür politikasına ihtiyacı var.  Müzelerini ve kültür politikalarını siyasi çıkarların bir aracı olarak kullanmaktan vazgeçip -birkaç yüzyıldır yaptığı gibi- gerçek bir kültürel eşitlik ve adalet zemini oluşturmaya başlamalıdır. Aksi takdirde iade edilen her eser, sadece sömürgeciliğin yeni bir formunun parçası olacaktır.

 

Rıdvan GÖLCÜK

Fotoğraflar
Videolar
Yazar Profili
Rıdvan Gölcük
Rıdvan Gölcük

5 İçerik

1981, İstanbul doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 2003 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu. Bir süre İstanbul’da özel sektörde çalıştıktan sonra, 2007 yılında Muğla Müze Müdürlüğüne Müze Araştırmacısı olarak atanmıştır. 2009 yılında Kocaeli Müze Müdürlüğüne görevlendirilmiş ve 2015 yılına kadar Müze Araştırmacısı ve Arkeolog olarak görev almış, 2015-2019 yılları arasında ise Müze Müdürü olarak görev yapmıştır. Bu süre zarfında çalışma arkadaşları ile “Kocaeli Müzesi Çocuk Eğitim Atölyesi” nin kurucusu olmuştur. 24 ayı aşkın süre Kocaeli’de devam eden “Gezici Bavul Müze” projesini hayata geçirmiştir. Nikomedia Kenti Batı Nekropolü Kurtarma Kazısı Başkanlığını yürütmüştür. 2019 yılında Yunus Emre Enstitüsü Kültürel Diplomasi Akademisine seçilmiş ve eğitimini başarı ile tamamlamıştır. 2019 yılında Troya Müze Müdürlüğü görevine getirilmiştir. Yönetimi altında Troya Müzesi 14 Şubat 2020’de, Attraction Star Awards ödüllerinde “En Başarılı Müze”, 2020 Avrupa Yılın Müzesi Özel Takdir Ödülü, 2020-2021 Avrupa Müze Akademisi Özel Takdir Ödülü, 2021 Homeros Bilim Kültür ve Sanat Ödülü, 2021 Museums In Short Özel Takdir ödüllerini almış ve bu süre zarfında Troya Müzesi “Ödül Avcısı” olarak anılmaya başlamıştır. 2025 yılında Yaşar Müzesi Müdürlüğüne getirilmiştir. Yüksek Lisansını Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde tamamlamış ve aynı üniversitede doktora eğitimine devam etmektedir.  İki yıldız dalıcıdır. Evli, Ahsen İnci ve Asya’nın babasıdır.

Yazar Profil Sayfası