Bir Pasif Direniş Hikayesi: Katip Bartleby

Herman Melville’in yazdığı Amerikan Edebiyatı’nın kült eserlerinden biri olan Katip Bartleby, bir Wall Street hikayesi olmasının ötesinde, “yapmamayı tercih ederim” mottosunun, orta sınıf emekçilerinin hikayesi… Türkiye’nin Wall Street’inde çalışan bir orta sınıftan bireyin, hikayede kendinden bir parça bulmaması için hiçbir neden yok…

Anıl YILDIZ 27 Haziran 2021

                      Bir Pasif Direniş Hikayesi: Katip Bartleby
 

         Herman Melville’in yazdığı Amerikan Edebiyatı’nın kült eserlerinden biri olan Katip Bartleby, bir Wall Street hikayesi olmasının ötesinde, “yapmamayı tercih ederim” mottosunun, orta sınıf emekçilerinin hikayesi… Türkiye’nin Wall Street’inde çalışan bir orta sınıftan bireyin, hikayede kendinden bir parça bulmaması için hiçbir neden yok…
Bu absürd edebiyat örneği gücünü Katip Bartleby’nin pasif direnişinden aldığı kadar, avukat-anlatıcı karakterin, bütün rasyonel yaşayış tarzına karşın “kardeşçe melankoli” denilen bir hisle Bartleby’ye bağlanmasından da alır… Kitabı Wall Street’in bütün rasyonel yaşantısına karşın bir direniş kitabı olarak okumak da mümkün…
Melville’in yazdığı kitap, Katip Bartleby özgülünde bir pasif direnişi edebileştiren ve özgür irade, determinizm gibi konuları kendi içimizde tartışmamızı sağlayan bir eser.
Hikaye ise Wall Street’te bir mühürdarlık bürosunda (bizdeki noterliğe benzeyen bir kurum) geçiyor. Hikayenin anlatıcısı ise büronun sahibi avukat… Avukat aynı zamanda temel karakterlerimizden birisi. Kitapta avukatın düşünüş yapısına, karakterine ilişkin de pek çok öğe buluyoruz. Kendinden ise şöyle bahsediyor:
Evvela: Gençliğimden bu yana, hayatı kolay tarafından yaşamanın, en iyi yaşama biçimi olduğuna körü körüne inanmış bir adamım. Bu nedenle çok hareketli ve heyecanlı, hatta zaman zaman çalkantılı olduğu söylenen bir meslekten olsam da huzurumu bozacak türden şeyler başıma hiç gelmedi… Hırs falan bilmeyen, asla bir jürinin karşısında konuşmayan ya da herhangi bir biçimde halkın takdirini kazanmayan avukatlardanım; kuytu ve sakin köşeme çekilip zenginlerin hisse senetleri, ipotekleri ve tapu senetleri arasında rahat rahat çalışıyorum. (Melville, 2014: 6-7)

          Yani avukat Wall Street’te tutunmayı başarmış pek çok diğer avukat ya da beyaz yakalı gibi son derece rasyonel bir şekilde eyleyen, riski en aza indirmeye çalışan birisi… Ki John Jacob Astar, avukatın en önemli özelliğinin “sağduyu” ve “sistem” olduğunu belirtmiş. Avukat bunu belirtirken büyük bir haz da duyuyor…
Avukat yanında  iki yazıcı ve bir de getir –götür işlerine bakan yetenekli bir genci çalıştırıyor. Yazıcıların birisinin ismi Hindi, ikincisi Kerpeten ve genç çocuk ise zencefil. Bunlar, büroda çalışan üç kişinin birbirlerine taktıkları adlar. Çalışanlar yarı otomat kişiler, çalışırken kusurları var ama aralarında öyle bir iş bölümü oluşmuş ki birbirlerini tamamlıyorlar, rasyonel planlar içindeki avukatımız da, kusurlarına alışmış ve planını, işlerini ona göre düzenliyor ve böylece geçinip gidiyorlar… Bu hususa avukatın kendi dedikleri açısından da bakalım:
“Ne var ki bütün hatalarına ve canımı sıkmasına rağmen Kerpeten de, yurttaşı Hindi gibi, çok işime yarıyordu; elyazısı güzel ve işlekti; ve eğer canı isterse bir beyefendi gibi davranmasını da biliyordu.” (Melville, 2014: 14)

         1853’te basılan kitapla biz, Wall Street dünyasının içine de çekiliyor, bu dünyada işleyen rasyonel planların, otomat insanlara rağmen günlük yaşamdaki çatlakların, mimarinin insanı örseleyişinin, beyaz yakalıların sistemi daha sonrasında kilitleyebilecek ufak çaplı direnişlerinin tınısını da bulabiliyoruz ve bunlar Katip Bartleby özgülünde simgeleşiyor.
Artık Bartleby üzerine yoğunlaşabiliriz…
Bir gün avukat, katiplere çok iş düştüğünü belirtip bir ilanla yardımcı eleman aramaya karar veriyor. Ve başvuranlardan birisi Katip Bartleby oluyor, avukatın Bartleby ile ilk karşılaşmasında bile bir şeylerin olacağı kendini hissettiriyor:
“… Onu şimdi görür gibiyim; sırtındaki solmuş ama derli toplu giysisiyle, acınası bir saygınlık ve koyu bir umutsuzluk içindeydi! Gelen, Bartleby idi” (Melville, 2014: 18)
Ve avukatın, büroda diğer çalışanların, daha sonrasında da Wall Street’teki diğer insanların Katip Bartleby ile olan sıradışı ilişkisi başlamış oluyor. Bartleby ilk başlarda hiç konuşmadan mükemmel çalışıyor, işlerini ustalıkla hallediyor. Avukat’ın tabiri ile, “donuk donuk, makine gibi” yazıyor.
Sonrasında ise esas hikaye başlıyor, avukat, kendisiyle birlikte küçük bir belgeyi kontrol etmesi için Bartleby’e seslenince, o çok ünlü karşılığı alıyor: “Yapmamayı tercih ederim”. Ve avukat o cevaptan sonra, okura yaşadığı dehşeti düşünmesini söylüyor ve şunları yaşıyor:
“Bir süre ses çıkarmadan oturdum, kafamı toplamaya çalıştım. Önce kulaklarımın beni yanıltmış olabileceği geldi aklıma ya da Bartleby sözlerimi tamamıyla yanlış anlamıştı. Olabildiğince tane tane konuşarak isteğimi yineledim. Karşılığında açık seçik aynı yanıt geldi: “Yapmamayı tercih ederim.” ( Melville, 2014: 21)
Bartleby, pasif direnişini başlatmış oluyordu. Bu yılların avukatı için sıra dışı bir şey çünkü “Wall Street ruhu”nun kaldırabileceği bir durum değil bu. Ona şu ana kadar kimse böyle bir cevap vermemişti, vermeye cesaret edememişti, kendi emri altında çalışan birinin ise günün birinde böyle bir çıkış yapabileceğini ise hiç mi hiç tahmin edemezdi ama başına gelmişti bir kere ve olayı anlamaya çalışıyordu. Avukat daha sonra bu olayı değerlendirmeyi başka zamana bırakarak, işlerinin de acele olması nedeniyle Kerpeten ile birlikte işleri halletti. Ve artık her Bartleby’i çağırışında aynı yanıtı alacaktı: “Yapmamayı tercih ederim.”
Kitap’ta Bartleby’in hikayesine odaklandığımız gibi avukatın yaşadıklarına da odaklanmamız gerekir. Avukat bir anlamda hesaplaşmak istemediği, geri planda tutmaya çalıştığı Wall Street gerçeği ile bu cesur adam aracılığı ile hesaplaşmaya başlamıştır ve bu anlamda ne kadar kızsa da bir yandan da Bartleby’e saygınlık duyma aşamasına gelmiştir. Bu anlamda kitap aynı zamanda avukatın Bartleby’e “kardeşçe melankoli” ile bağlanmasının da hikayesidir. Bunu avukat ilk elden şöyle ifade ediyor:
“Bartleby’in yerinde başkası olsa öfkeden köpürür, başka bir şey söylemez ve onu rezil edip yanımdan kovardım. Ama Bartleby’de öyle bir şey vardı ki nedense elimi kolumu bağlamakla kalmıyor, beni olağanüstü etkiliyor, huzurumu kaçırıyordu…” (Melville, 2014: 24)

         Mühürdarlık bürosunda günler geçtikçe avukat ve diğer çalışanlar Bartleby’e ve “yapmamayı tercih ederim” sözüne alışıyorlardı. Avukattaki, kendi tabiriyle ilk defa hissettiği “kardeşlik melankoli”si de onu, Bartleby’e iyice yakınlaştırıyordu…
Ayrıca zaman geçtikçe avukat ve bürodakiler, Bartleby’in söyleminden etkilenmeye başladılar yani “tercih etmek” sözünü sık kullanır olmuşlardı. Bütün bunlar avukatı artık Bartleby ile yolların ayrılması gerektiği düşüncesine getirdi ve planlar yapmaya başladı ama öncesinde bu söylemsel düzeydeki etkilenmeye değinelim:
“Avukat istemsiz – yani düşüncesiz- konuşmalarının farkındadır; Bartleby’nin dilini fark etmeden kullanan Hindi ve Cımbız’a (Kerpeten) benzediğinin farkındadır. Bartleby onların kolektif bilinçdışının iplerini çekmiştir adeta. Sadece Bartleby isteyerek, yani özgür bilinciyle, tam ve serbest iradesiyle ‘tercih etmek’ der. Avukatın planı suya düşer – Hindi ve Cımbız özgürlüğün sözel cilasını sahiplenmiştir ve öz-kontrolünden gurur duyan avukat kendini istemsiz edimlerle, ya da kimbilir daha nasıl biçimlerde yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır.” (Lentricchia & McAuliffe, 2004: 157)

        Bartleby artık kendisine ek olarak sunulan işlerin ötesinde kendi esas işlerini de yapmamaya başlar, avukatın tabiriyle büronun demirbaşıydı artık ama büroda diğer çalışanların da huzursuzluğu artmaya başlamıştı. Avukat, kibar bir biçimde artık gitmeniz gerekir dediğinde Bartleby’nin cevabı şu olmuştu: “Gitmemeyi tercih ederim.”Avukat araftadır. Bir yandan alıştığı Bartleby bir yandan da sonuçta orasının işyeri olduğu gerçeği onu karar almaya itiyordu, karar almasını hızlandıran ve Bartleby’den kurtulması gerektiğine yol açan fikirlerden birisi ise, Wall Street’tekilerin, bürosundaki bu tuhaf adam hakkında yaptığı dedikodular oldu. Hikaye artık avukatın bürosundan taşmaya başlamıştı. Çözüm olarak ise bulduğu fikir şu oldu: “madem ki Bartleby bürodan ayrılmıyor ben ayrılayım, yeni bir büro tutayım.” Ancak Bartleby ve onun imgesi avukatın peşini bırakmadı. Eski bürosunda bulunmaya devam eden Bartleby’den çekinenler, onun orada bulunmasının sorumlusu olarak avukatı suçladılar. Bartleby Wall Street için bir tehlike olmaya başlamıştı artık. Avukat, kapısına dayanan Wall Street ahalisinden de kurtulmanın yollarını aramaya başladı ve Bartleby ile birebir görüşmek için onlardan izin istedi. Bartleby’e hangi işte çalışmak istiyorsa yardımcı olabileceğini, hatta bir müddet evinde misafir olabileceğini belirtti ama cevap olumsuz idi.
Bartleby, aynı zamanda duruşuyla özgürlük üzerine pek çok soruyu sormamıza neden olan birisidir:
Bartleby’nin avukatın sözüne itirazı aslında özgürlüğün kelime dağarcığının yeniden yazılmasıdır: “tercih etmek” ve “istemek” aynı ölçüde “seçim” anlamı taşısa da, Bartleby’nin “tercih etmek” fiili hep (açık veya örtük olarak) dilek kipini, hayalgücü dünyasını çağrıştırır. Bartleby, ancak olasılıkları tarttıktan sonra hoşuna gideni seçtiğini, bir sanatçı gibi seçenekler arasında tercihte bulunduğunu, gerçekten özgür bir seçim yaptığını ima ederken, avukatın kullandığı “istememek” Ahab’ınkine benzer bir güdülenmeyi anlatır…(Lentricchia & McAuliffe, 2004: 155)

        Bütün bu süreç sonunda hikayenin sonuna geliyoruz… Wall Street’tekiler gündelik rasyonel yaşantılarını bozan, potansiyel tehlikeli bir varlık olan Bartleby’i “damgalayarak” şikayet ederler ve Bartleby serserilikten tutuklanıp Tombs Hapishanesi’ne gönderilir. Avukat onu ziyarete gider ve oradakilere ona yönelik iyi davranmalarını söyler… Bu arada avukat sınırlı bilgiye sahip olduğumuz Bartleby’nin vakti zamanında “Sahipsiz Mektuplar Bürosu”nda düşük dereceli bir memur olarak çalıştığını ama yönetim değişikliği olunca işine son verildiğini öğrenir…
Bartleby sessiz biriydi ama sessizliği derin bir sessizlikti ve insanların kendileriyle hesaplaşmasına bir çağrı idi. Hikaye bir anlamda beyaz yakalıların başından geçenlerin hikayesidir. Bir anlamda “duygusal kölelik”e direnen bir katibin hikayesi, “emeğin iktisadi kurtuluşu”nun kolay olmayacağının hikayesidir… Ve kitap bütün bunların yanında bir edebi şahaserdir…
Bartleby bu hikayenin sonunda hapishanede hayatını kaybediyor. Ve geride o zayıf bedenine karşıt olarak çok güçlü bir pasif direniş örneği bırakıyor…
          Ah Bartleby! Ah İnsanlık!

–          Melville, Herman, 2014, Katip Bartleby, İstanbul, Kırmızı Kedi Yayınevi.
–          Lentricchia & McAuliffe, 2004, Katiller, Sanatçılar ve Teröristler, Ayrıntı Yayınları.
 

 

Fotoğraflar
Videolar