Doğu'nun Cadıları Kolektifi ile Uluslararası Tekstil Bienali üzerine

Doğunun Cadıları Kolektifi, tasarım pratikleriyle onarmayı amaçlayan, üreten Derya Irkdaş Doğu, Dilek Himam Er, Elif Tekcan, Filiz Özbengi Uslu, Melis Baloğlu, Şölen Kipöz tarafından oluşan bir kolektif. Türkiye’de ilk defa Nihat Özdal küratörlüğünde İzmir’de gerçekleştirilen Uluslararası Tekstil Bienali’nde “Simpoietik bir Moda Pratiği: Bağ’’ çalışmalarıyla yer aldılar. Doğunun Cadıları Kolektifi ile, Uluslararası Tekstil Bienali’ni, yaratım süreçlerini, çalışmalarını ve tekstil kavramını konuştuk.

İzmir.Art 6 Ekim 2023

Doğunun Cadıları Kolektifi, tasarım pratikleriyle onarmayı amaçlayan, üreten Derya Irkdaş Doğu, Dilek Himam Er, Elif Tekcan, Filiz Özbengi Uslu, Melis Baloğlu, Şölen Kipöz tarafından oluşan bir kolektif. Türkiye’de ilk defa Nihat Özdal küratörlüğünde İzmir’de gerçekleştirilen Uluslararası Tekstil Bienali’nde “Simpoietik bir Moda Pratiği: Bağ’’ çalışmalarıyla yer aldılar. Doğunun Cadıları Kolektifi ile, Uluslararası Tekstil Bienali’ni, yaratım süreçlerini, çalışmalarını ve tekstil kavramını konuştuk.

İzmir.Art: Doğunun Cadıları Kolektifi’nden bahseder misiniz?
Doğu'nun Cadıları Kolektifi: Altı Türk kadını olarak kendimize 'Doğu'nun Cadıları Kolektifi' diyoruz. ‘Doğu’nun büyüsünü ve çok kültürlülüğünü kapsayan, ‘Batı’nın kurgulamadığı bir Doğu'nun kolektifi. İnsan ve doğa arasındaki ilişkiyi etik, simbiyotik, döngüsel ve yavaş tasarım pratikleriyle onarmayı amaçlayan, kâr amacı gütmeyen, ekofeminist bir tasarım kolektifiyiz. Bizler ileri dönüşümcüler, biyotasarımcılar, çiftçiler, etik toplayıcılar ve araçları tekstil, giysi, mekân ve canlı organizmalar olan eko-yazıcılarız. Hayatta kalmanın, iletişim kurmanın ve birlikte yaratmanın adil, dayanışmacı, işbirlikçi, kucaklayıcı ve kapsayıcı yollarını arıyor, bunun için aracı ve katalizör olarak hareket ediyoruz. Sömürgeci, ataerkil ve adaletsiz moda sistemini onarma, iyileştirme ve yeniden inşa etme niyetiyle moda, tasarım, malzeme, yöntem ve bilgi üretimine odaklanan çok disiplinli çalışmalar yürütüyoruz. Yerel ve örtük bilgiyi onurlandırdığımız bu üretim pratiğinde dişil bilgeliğin rehberliğinden faydalanıyoruz.

İzmir.Art: Bienal öyküsü nasıl başladı sizin için; sergilenen eserler için kollektif, nasıl bir yaratım süreci geçirdi?
Doğu'nun Cadıları Kolektifi: Son yıllarda Dünya'da ve ülkemizde art arda yaşanan sel, yangın ve deprem gibi doğal afetler, önlenemeyen iklim krizi ve kirliliğin neden olduğu biyoçeşitlilik kaybı, su kıtlığı ve salgınlar, türler arası bir kırılganlığı orantısız bir şekilde etkiliyor. Dünyada her gün, her saniye yüzlerce insan, üretim ve yaşam formu, gezegensel ve sosyal kırılganlıklar sebebiyle göç ediyor ya da yerinden ediliyor. Savaş, zulüm, ekolojik kriz-kuraklık, erozyon ve doğal afet nedeniyle insanların evlerinden ayrılmak zorunda kalması hem küresel hem de yerel ölçekte, sosyal, kültürel ve ekonomik sorunlar yaratmaya devam ediyor. İklim krizi ve kuraklık nedeniyle her dakika 40 kişi göç ediyor. Doğal yaşam ve yaban hayatının tehdit altında olduğunu ve her yıl 40 bin türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını da biliyoruz. Bunun yanı sıra ortaklık, paylaşım, katılım, değişim ve esneklik gibi değerlerin -özellikle kültürel ve sosyal geleneklerden gelen birçok değer ve ilkesi- giderek kayboluyor. Ülkemizde 11 ili etkileyen 6 Şubat depremleri ise bu illerde yaşayan halkların evlerinden edilmesinin yanı sıra, depremin sebep olduğu ekolojik yıkımdan pek çok türün etkilendiğini gözler önüne seriyor. Depremin gerçekleştiği kentlerin çok katmanlı yapısının, farklı medeniyetlerin yıllardır süregelen bir arada yaşama kültürünün, tarihsel birikiminin ve kapsayıcılığının da zarar gördüğüne de tanık oluyoruz.

‘Yeniden değerlendirdiğimiz işler ürettik’
Doğu'nun Cadıları Kolektifi: Bu bağlamda tasarımcının rolünün iyileştirici, dönüştürücü ve kolaylaştırıcı olduğunu bilen, benzer biçimde tekstil nesneleri ve giysilerin de moda sisteminin ekolojik ve sosyal kırılganlıklara karşı 'yanıt verme yeteneği’nin eksikliğinden dolayı ‘atık’ haline gelerek yerinden edildiğini fark ettik. Küresel moda endüstrisinin tedarik zincirinde her saniye bir kamyon dolusu giysi imha edilmek üzere atık merkezlerine gönderilirken, Küresel Kuzey’in ucuz atölyesi ve çöp kutusu haline gelen Küresel Güney kes-yap-biç endüstrisinin en zayıf halkasını oluşturuyor; bu şekilde iklim adaletsizliğinin ve atık sömürgeciliğinin hedefi haline geliyor. Bu çerçevede bizler malzeme olarak ölü stok kumaşlar, iplikler gibi tekstil atıklarını ele aldığımız kadar; atık ipliklerin de parçası olduğu ve bakteri ile işbirliği halinde üretilen biyoplastikler, karaya vurmuş kuru deniz yosunları, dökülen yapraklar ve bitkiler, orman atıkları veya avcılık sonucu temizlenip atılan balık pulları gibi doğanın atıklarını da ‘yer değiştirmeye’ odaklı anlatılarla yeniden değerlendirdiğimiz işler ürettik. Tasarım yöntemi olarak insanların doğal malzemelerle gerçekleştirdiği en eski mekân oluşturma pratiği de olan, örerek doku ve yapı oluşturmayı tercih ettik ve ‘bağ’ konseptiyle altı tasarımcının işlerini örgülerle birbirine bağladığımız bir yerleştirme sunduk bienalde. Bu yerleştirmeye, iklim krizi ve tedarik zincirinin vahşi doğası sebebiyle kendi coğrafyamıza ait yerinden edilen canlı türlerinin figüratif nakışları ile işlenmiş atık kumaşlar da eşlik etti. Yöntem olarak kullandığımız örme/örücülük sürecini; yeni malzemeleri keşfedebildiğimiz, kendi kültürümüzde dişil zanaat bilgisini içinde taşıyan bir alanı da kapsadığı için seçtik. Bu şekilde hepimiz ana tema altında kendi bireysel/ içsel sürecimizi ve ilham kaynaklarımızı zanaatla tasarlayarak yüceltmek üzerine kurguladık.

İzmir.Art: Çalışmalarınızı ‘Simpoetik Bir Moda Praksisi’ olarak tanımlıyorsunuz. Tanımı, bize biraz açar mısınız?
Doğu'nun Cadıları Kolektifi: Bizler içinde yaşadığımız coğrafyada ‘sorunla birlikte yaşamanın’ gerekli koşullarını anlamak ve öğrenmek durumundayız. Bu bağlamda yeniden üretmek ve iyileşmek için Donna Haraway’in Sympoiesis/Symbiogenesis kavramına başvurduk. Haraway’in tanımıyla ‘sympoiesis’, “birlikte yapmaktır”
Biz de döngüsel varoluşa odaklanarak daha yavaş, daha onarıcı, daha şefkatli, daha özenli ve daha sorumlu bir birlikte yaratma pratiğini doğa ile kültür ile emek ile nesne ve malzeme ile işbirliği içinde var etmeye odaklandık. Tekstil ve moda sistemi ile ilişkili yer değiştirme, göç ve yerinden edilmeye yönelik kırılganlaşan sosyal ve ekolojik bağları, bağlantısallık ve yaratıcı simbiyoz kavramından yola çıkarak giyilebilir tekstil örüntüleri ile ifade eden bir yerleştirme sunduk. Bu yerleştirme kolektifin altı kadın tasarım sanatçısının birbirine bağlanan, ilişkilendirilen giyilebilir tekstil eserlerinden oluşuyor. Buradaki bağlar aynı zamanda ortak dertleri sahiplenen diğer paydaşların da katılabileceği, yapısı gereği hiyerarşik olmayan ve her meseleye eşit mesafede duran bir ağın başlangıcı olarak da görülebilir.

İzmir.Art: Bienal çerçevesinde ‘tekstil’ kavramını artistik/sanatsal zemin üzerinde nasıl tanımlarsınız?
Doğu'nun Cadıları Kolektifi: Değerli küratörümüz Nihat Özdal’ın ‘yavaş kumaş’ kurgusunda tekstil sanatı aktivist bir tavırla zanaatla üretme ve tasarlama pratiği ile yeniden tanımlanıyor bienal çerçevesinde. Kolektifin tüm üyeleri sanatsal yaratımın yaşama ve ekonomiye katıldığı tasarım disiplinlerinden geliyor bu bağlamda gündelik ihtiyaçların ve piyasa ekonomisinin kaygılarından uzakta ürettiğimiz giyilebilir tekstil sanatına yönelik işler, sadece sanat üretiminin ve tüketiminin alanına girmekle kalmıyor, yıllar içerisinde tasarım alanında etkin olabilecek öngörüler oluşturuyor ve metotlar sunuyor. Bu nedenle, sanatın başkaldıran, farkındalık yaratan, deneysel gücünden beslenerek, tasarım ve moda sektörünün işleyişinden kaynaklı sorunlara yavaş ve döngüsel tasarım paradigmaları ile çözüm arayan, aynı zamanda yeni sorular üreten döngüsel bir anlatı oluşturuyor bienal bizim için.

İzmir.Art: Bienal size göre İzmir için neler ifade etmeli; siz sanatçılar açısından İzmir, Bienal’den ne beklemeli?
Doğu'nun Cadıları Kolektifi: İzmir Uluslararası Tekstil Bienali kentin yükselen çağdaş sanat iklimi açısından olduğu kadar, tekstil ve hazır giyim imalatçısı olma özelliğinden dolayı da son derece önemli bir yere sahip olması gereken bir etkinlik. 4. edisyonunu oluşturan Port İzmir Sanat Trienali’nden sonra merakla beklenen İzmir Akdeniz Bienali kentin çağdaş sanatta söz sahibi olduğunu kanıtlıyor. Önceleri amatör bir üretim alanına sıkıştırılan tekstil sanatı ve giyilebilir sanat eserleri bu etkinliklerde geniş ölçüde yer bulmaya başladı. Kolektifin bazı üyeleri Port İzmir’de yer almıştı, Akdeniz Bienali’nde de ortak bir çalışmamız olacak. Ancak malzemesi kumaş ve tekstil olan uzmanlaşmış bir bienal ülkemizde bu kapsamda ilk kez gerçekleşiyor. Öyle görünüyor ki devamında farklı sanat ve tasarım disiplinlerinden pek çok yaratıcı profili de tekstil odaklı işler üretmeye sevk edecek. Bu bienalin aynı zamanda İzmir izleyicisi dışında farklı ülke ve kentlerden de birçok sanat izleyicisinin de ilgisini çekmeyi başarmış olduğunu da gözlemledik.

Fotoğraf: Damla Çoruh
Röportaj: Onur Eryeşil

Fotoğraflar
Videolar