Mümkün Bir Dünyayı Aralamak: Kara Orman Papazı ya da Van Gogh’un Postalları (I)

Geleneksel metafizik anlayışının, varlığın hakikatinin üzerini örtmede nasıl bir rol oynadığını sorgulayan Heidegger, geleneksel estetik ve sanat anlayışının, varlığın hakikatinin üzerini örtmede sahip olduğu yere de eleştiriler getirmiştir. Örtük olan bu hakikatin, varlığın unutuluşuna sebep olan düşünüş tarzlarının eleştirisini yapmış; bizlere yeni bir düşünme tarzı sunmuştur. Geleneksel bilim anlayışında ve modern düşüncenin temelinde farklı disiplinlerin her şeyi kendi ilgi alanlarına göre parçalara ayırıp, varlığı bütününden koparma izlerini görürüz. Varlığın örtük kalmasına sebep olan bu anlayışın sanat ve estetik kuramlarında da olduğunu söyleyebiliriz.

Ezgi Aydın 4 Haziran 2024

*Bu makale iki parça halinde yayınlanmak üzere hazırlanmıştır. 

Platon sanat eserini, taklidin taklidi olarak görürken; Kant ise özne ve nesne ayrımı zemininde, eseri salt nesne konumunda tutarak beğeni ve estetik yargılar çerçevesine dayanan bir bakış açısıyla değerlendirir. Bu bağlamda eser ve izleyen arasındaki mesafesinin artıp eserin gerisinde, aslında ne olduğunun, ne olup bittiğinin, eserde vuku bulanın ne olduğunun görülmesine neden olur. 

Heidegger için sorun teşkil eden şey, sanat eserinin varlığın hakikatini açığa çıkarmada bir patika olarak kullanılıp kullanılamayacağıdır. Bu sorunun cevabını bulmak için Sanat Eserinin Kökeni kitabında, sanat, sanatçı, eser, hakikat, nesne, şey gibi kavramların kökenine inerek varlığa ulaşma yolculuğuna devam etmiştir. Heidegger için dünyada karşılaştıklarımız ikiye ayrılabilir. 

Bunların ilki ‘‘var olanlar’’ ikincisi ise ‘‘şeyler’’; yani nesnelerdir. İkinci ayrım olan şeyler, gözlemleyebildiğimiz; insan kullanımına sunulmuş araç ve gereçlerdir. Geleneksel Metafizik yorum, sanat eserini bu ikinci kategoriye yerleştirmiş, nesne düzeyine indirmiş ve eserde vuku bulan hakikatin örtük kalmasına sebep olmuştur. 

Baumgarten’la birlikte gelen -sanat ve güzel üzerine düşünümün beraberinde getirdiği- estetik anlayış için sanat, özsel olarak güzeli barındıran ve hoşlanma verendir. Sanat eseri güzelin taşıyıcısı olarak öznenin karşısında nesne konumundadır. Geleneksel metafiziğin varlığın unutulmasına sebep olan özne-nesne ayrımı Heidegger’in, Varlık ve Zaman eserinde de eleştirdiği bir durumdur. Estetik bakış açısını yine bu ikili ayrım noktasında eleştirerek aslında sanatı ele almasının kaçınılmaz nedeninin varlık olduğunu göstermiştir.

Modern düşüncenin özne merkezli tutumu, estetik görüşün temelini oluşturmaktadır. Bu görüş var olanları nesnel olarak tasarımlanan şeyler olarak ifade eder. Oysaki Heidegger için bir sanat eseri, onu tasarımlayan düşünceden ve eseri cisimsel olarak ortaya koyan malzemeden çok daha fazlasıdır. Eserin oluşmasını sağlayan bu şeylerin çok daha ötesinde sanat eserine yaklaşmalıyızdır. Heidegger’in eleştirdiği metafiziksel estetik anlayış, eserdeki gerçekliği nesneleştirerek hakikatin kapalı kalmasına sebep olmaktadır.

Peki, Heidegger için sorun teşkil eden bu durumdan kurtulmak nasıl mümkündür? Ona göre sanat, sanatçı, sanat eseri ne ifade etmektedir? Bu soruların yanıtını onun Sanat Eserinin Kökeni adlı çalışmasında bulmak mümkün görünmektedir. 

Heidegger, sanatçı yapıt ve ‘‘sanat’’ kavramlarını karşılıklı bağlılıkları içinde ele almış ve sanatın özünün ‘‘sanat yapıtı’’ aracılığıyla belirlenebileceğini vurgulamıştır. Bu bağlamda o, "Ham, maddesel şey” (Dinghaften), "İşlevi olan, araçsal şey’’ (Zeughaften) ve “Yapıt işlenmiş şey” (Werkhaften) kavramları arasında bir ayırım yapmıştır. Tüm bunlar, varlığın (Sein) farklı biçimlerde ortaya çıkan üç var olan (Seiendes) halidir ve “Şeylerin tüm özünün bir yansıması olarak” sanat yapıtında ortaya çıkıp, kendilerini gösterirler.[1] Heidegger başlangıçta bu kavramların tam olarak ne ifade ettiğini kendisi de bilmiyormuşçasına dinleyenleri veya okuyanları birer düşünce yolculuğuna, her zamanki tarzıyla sorular sorarak yola koyulmuştur. Varlık nedir, var olmak ne anlama gelir, sorularının ışığında kökensel bir sorgulamaya giden Heidegger, eserine kökenin tanımını yaparak başlar. Köken, bir şeyin ne ise ve nasılsa öyle olduğu şey olarak ortaya çıkmasını mümkün kılan kaynaktır. Bir şeyin kökeni onun varlığının kaynağıdır. Peki, sanat eserinin özünün kaynağı ya da kökeni nedir? Heidegger’e göre bu soruyu yanıtlamak oldukça basit olabilir. Sanat eserinin kaynağı elbette sanatçıdır. Sanatçı da sanat eseri olmadan olamaz, tıpkı sanatçının yaratım süreci olmadan sanat eserinin olmayacağı gibi. Biri olmadan diğeri de mümkün değildir. Burada bir döngüye girilmiştir. Hem sanatçı hem sanat eseri birbiriyle ilişkili ve var olma koşulları birbirine bağlı görülmektedir. Bu ilişkinin sebebi ise Heidegger’e göre ikisinin de sanattan geliyor olmasıdır. Bu noktada ise yeni bir problem doğmaktadır. Sanat eseri ve sanatçının kaynağı olan sanatın kökeni nedir? Sanatın ve sanatçının kökenini bilmeden sanat eserinin kökeni nedir? Öncelikle sanatın mı yoksa sanat eserinin özününün mü aranması gerektiği noktasında Heidegger, sanat eserinden, herkese daha tanıdık gelen ve somut olan eserden başlanması gerektiğini söyler. Sanat eserleri çok fazla özelliklere sahip olmasına rağmen en nihayetinde tüm sanat eserleri birer şeydir. Buradan yeni bir soru daha doğmaktadır. Şey nedir?[2]

Buna sanat eserini şey olarak değerlendiren geleneksel anlayışın şeye getirdiği yorumları çözümleyerek başlar. Kuşkusuz bir sanat eserinin de nesnel olarak duyularımızla algıladığımız ve eseri birer şey olarak adlandırmamıza sebep olan doğası, maddesel yönü vardır. Fakat sanat eseri tüm bunların ötesinde bulunan hakikatin vuku bulduğu bir özelliğe de sahiptir. Eserin bu yönünü anlayabilmek için düşünür eserin şeyselliğinin ne olduğu sorusunu soracaktır.

Heidegger, sanat eseri eğer bir şey ise onu diğer şeylerden ayıran özelliklerinin bulunması gerektiğini, eseri diğer şeylerden ayırt etmek gerektiğini söyler. Etrafımızda tüm var olanlara şey diye seslenmekte ve onları birer şey olarak adlandırmamıza rağmen Tanrı veya bir insana bu şey ifadesini kullanmakta çekingen davrandığımızı söyler. Benzer olarak biz tarladaki çiftçiye, okulda öğretmene şey deme eğilimde değilizdir. Kaldı ki insan bir şey değildir. Ormandaki geyiklere, böceklere, atlara da şey demeyiz aslında. Taş, toprak, ayakkabı, saat ve balta şeydir. Hatta onlar salt şey bile değildir. Sadece taş, toprak, bir parça odun gibi doğada cansız ve insan kullanımında olan türden salt şeylerdir...[3]

Son olarak ise madde (hule) biçim (form) ikiliği bağlamında şey biçim kazanmış madde olarak anlaşılır. Sanat eseri madde ve forma sahip olan bir nesne olmasına karşın insanın kullanımında olan diğer araç gereçler gibi görülmemelidir. Kullanılırlığı olan bu şeyler belirli bir hizmet için insan tarafından yapılmış olup birer araç olarak adlandırılır. Sanat eseri insanın bir ürünü olmasına rağmen araç gibi bir kullanım değerine sahip değildir. Modernizm ile birlikte sanat eserlerinin kitlelerin huzuruna çıkmasından ve seyirlik birer nesne olarak algılanmasından itibaren sanat dünyası içinde sanat eserleri nesneye indirgenmiş izleyen ve eser arasındaki mesafe açıldıkça eserin hakikati açığa çıkarmasındaki imkân daha da kaybolmuştur.


Kaynakça

Bozkurt Nejat, Sanat ve Estetik Kuramları, 1995, İstanbul.

Heidegger Martin,  The Origin Of The Work Of Art, içinde, Off the Beaten Track, Çev: Julıan Young , Kenneth Haynes ,Cambridge University Press, UK, 2002.

[1] Nejat Bozkurt, Sanat ve Estetik Kuramları, 1995, İstanbul, sayfa,275.

[2] Martin Heidegger, The Origin Of The Work Of Art, içinde, Off the Beaten Track, Çev: Julıan Young , Kenneth Haynes ,Cambridge University Press, UK, 2002,s,1-2-3.

[3] A.g.e, s,4- 5.

Fotoğraflar
Videolar
Yazar Profili
Ezgi Aydın
Ezgi Aydın

6 İçerik

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema mezunu. Çeşitli film, dizi, reklam filmlerinde reji asistanı olarak çalıştı. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi felsefe ana bilim dalında yüksek lisans eğitimini “Walter Benjamin’de Flaneur kavramı” konulu tez ile tamamladıktan sonra yine aynı ana bilim dalında sanat felsefesi doktorasına devam etmektedir. Immanuel Kant, Hegel , Martin Heidegger ve Frankfurt Okulu eksenli estetik ve sanat felsefesi üzerine akademik çalışmalarına devam etmektedir.

Yazar Profil Sayfası