Obruklar, Fareler ve Bazı Davalar: Kurak Günler

9 Aralık’ta vizyona giren Emin Alper’in yönetmenliğini yaptığı ve Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin ‘’Belirli bir bakış’’ bölümünde yapan bir film Kurak Günler. Filme ilişkin bir inceleme yazısı...

İzmir.Art 6 Ocak 2023

Obruklar, Fareler ve Bazı Davalar: Kurak Günler

Dilara Karakoç

 

9 Aralık’ta vizyona giren Emin Alper’in yönetmenliğini yaptığı ve Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin ‘’Belirli bir bakış’’ bölümünde yapan bir film Kurak Günler.

Savcı Emre

Emin Alper’i, 4. uzun metraj filmi olan Kurak Günler’den önce Tepenin Ardı, Abluka ve Kız Kardeşler filmleri ile tanıyoruz. Bazı meselelere parmak basan, derdi olan türde bir yönetmen kendisi. Davası olan, olaylar karşısında takındığı realistik bakış açısını perdeye yansıtmayı tercih eden biri. Her şeyden önce toplumsal sorunlara, öteki problemlerine başını çevirmeyen hatta inatla kamerasını bu yöne yönlendirme cesaretini gösteriyor. Bu filminde de kendisinin de belirttiği gibi kısa zamana, kısıtlı şartlara ve daha birçok engele rağmen çok temiz bir anlatı ile yine izleyiciyi derinden etkilemeyi başarıyor.

Bu kısa girizgâhın ardından biraz filmle alakalı konuşmamız gerekirse gerçekten iyi bir iş olduğunu belirtmeliyim. Filmin seyri süresince dozu yavaş yavaş artan bir gerilimi vücudunuzun her bir hücresinde hissediyorsunuz ve adeta kapana kısılmış, yer yer de çaresiz hissediyorsunuz. Film müziklerinin ve coğrafyanın da bunda büyük payı var elbette. Önceki filmlerine kıyasla bu filmde Emin Alper de müziğin gerekliliğinden ve öneminden bahsediyor zaten konuşmalarında. Peki filmin geneline nasıl tüm bu gerginlik sürekliliği işlenebildi? Gelin biraz da böyle bakalım.

 

Emin Alper sinemasında hep bir masumun (hayvan, bebek) ölümü ve peşi sıra olayların yaşanmasının kasıtlı olmasa da av-avcı ilişkisinde dikkat çekmeyi sevdiği bir nokta olduğunu da belirtiyor.  Sokaktaki kan izinin savcı tarafından takip edilmesi sahnesi afişte de hakkettiği yeri buluyor ve başlangıcın simgesi haline getiriliyor. Filmin ilk sahnesi oldukça vurucu ve aslında Emin Alper’in çekmekte en zorlandığı sahnelerden biriymiş, domuz avına çıkanların kaçan bazı domuzları sokakta avlamaları ve ibreti âlem olsun der gibi sokakta vurdukları hayvanları gezdirmeleri ile başlıyoruz aslında biz de karakterleri tanımaya. Tepkilerini, zevklerini, kusurlarını ve ahlaki değerlerinin neyle örtüştüğünü… 

Emre karakteri ile Yanıklar Kasabası'nı ve bölge halkını tanımaya başlıyoruz. Bazı su problemleri sebebiyle zor durumda olan bir halk var. Bir anda meydana gelen devasa obruklar yavaş yavaş kasaba merkezine doğru ilerleyen bir hortum gibi. Savcı Emre, kasabadaki davaya atanmıştır atanmasına ancak sürekli göz hapsindedir. Hal ve hareketleri sürekli bazı kişilerce izlenir ve dava da bir taraf olmasına yönelik gizli eylemlerin hedefi haline gelir. Bu politik baskı altında, tarafsız kalma çabasında olsa da bir gece yaşanan bir takım olaylar sonucunda büyük bir belirsizliğin içine düşüverir.  Gerçek ve hayal birbirine karışır. Herkesten şüphe eder hale geliyoruz biz de;  tıpkı Emre’ye yaşatılmak istenen bulanıklığın içine düşüveriyoruz. Kimse için “ne tamamen iyi ne de tamamen kötü” diyebildiğimiz; savcının bile sorgulandığı, tehdit edildiği, belki de komploya kurban gittiği ya da gerçekten suçlu olduğuna dair birçok fikir üşüşüyor aklınıza. Ben filmin bize tam da düşündürmek istediği şeyin bu olduğuna inanıyorum. Herkes suça tanık olabilir, mağdur olabilir ya da suçlu olabilir. Bunlar herkesin yaşama ihtimali olan durumlar... Peki ya bu sürecin seyri? Bu filmde asıl, mevcut dayatmalar ve manipülatif yönlendirmeler işleyişini iliklerinize kadar hissedeceğiniz sürecin ta kendisi...   Diğer yandan her şeye rağmen kendinizden nasıl emin olabilir, kime güvenebilirsiniz? Bir tarafı tutmadan ne kadar süre ayakta durabilirsiniz. Bu ne bir saf aşk ne de saf aksiyon ve gerilim filmi. Aslında temelde bir politik gerilim gibi görünse de bir büyüme hikayesi de. Biz de yeni görev yeri ile farklı bir yapının ortasında bulan bir gencin hem meslekte hem de hayatta kendini bulmasını izliyoruz.  Bu sürede mevcut oluşumu değerlendirme ve kendi adalet terazimize koyma imkânı sağlıyoruz. Çoğu zaman ise çaresiz kalıyoruz.

Selahattin Paşalı & Emin Alper & Ekin Koç

Filmde bir çok metafor ile karşılaştığımızı hissediyoruz. Fakat Emin Alper ile katıldığım bir söyleşide  farelerin, zehirlerin ya da domuzun direkt olarak bir metafor olmadığı ama obrukların  dikkate değer bir unsur olduğunu belirtiyor. En nihayetinde kısa vadeli hedefler ile günü kurtarmaya dair gösterilen anlamsız çabanın, Yanıklar Kasabası’nı içine soktuğu durum, aslında işte o devasa obrukları yaratıyor. Nitekim obruğa düşme korkusu yaşayan, her zaman diğerleri mi? Yoksa bir gün bunların sorumlusu olanlar da aynı korkuyla burun buruna gelir mi? Hatta kendi yarattıkları obruklara düşmenin kıyısına gelirler mi? Tüm bu sorularla bizi baş başa bırakan bu filmin etkisinden kolay kolay çıkamayacak ve izledikten sonra da insanlarla konuşmak isteyeceksiniz. 

Filmi sinemada izlemenizi ise ayrıca tavsiye ediyorum ki gişede bu özverili ekibe, yarattıkları son zamanlarda izlediğim en etkileyici Türk yapımına destek olabilelim. 

İzmir Kurak Günler Filmi Seansları

Karaca Sineması    12:45-15:15-17:45-20:15

1379 Sok. No:551B Sevgi Yolu 35220 Alsancak

Paribu Cineverse Konak Pier

Atatürk Cad. No:19 null Konak

11.05 - 16.20

 

 

 

 

 

Dilara Karakoç

1997 yılında Ankara’da doğdu.  İskenderun Tosçelik Fen Lisesi’nde başladığı lise eğitimini daha sonra Balıkesir Fatma-Emin Kutvar Anadolu Lisesi’nden mezun olarak başarıyla tamamladı. 2015 yılında başladığı Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden 2020 yılında mezun oldu. Hala İzmir’de yaşamakta, Bostanlı’da diş hekimi olarak çalışmaktadır. Bunun yanı sıra sanatsal etkinlikleri yakından takip etmenin haricinde sinema ve edebiyatla da hobi olarak ilgilenmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fotoğraflar
Videolar