Sanat, Edebiyat ve Özgürleşme

Anıl Yıldız, kaleme aldığı "Sanat, Edebiyat ve Özgürleşme" başlıklı yazıda, üçü arasındaki ilişki üzerinden okurun özgürleşme yolculuğunu ele alıyor.

Anıl YILDIZ 23 Ocak 2023

Sanat, Edebiyat ve Özgürleşme

 

Sanat, bir özgürleşme pratiğidir. Estetik bir özgürleşme deneyimi olarak edebiyat da farklı dünyaların olanaklılığını okurlara sunar. Tanrı – Yazar’ın ölümünün ilan edildiği, büyük edebi kanonların sorgulama konusu yapıldığı yerde, okur için bir özgürleşme pratiğinin zemini hazırlanmış olur. Bütün büyük yazarlar ilk önce kendilerinden firar etmişlerdir. Kendileriyle bir hesaplaşma süreci, kendilerinden ve toplumdan özgürleşme yolculuğu gerçekleştirmişlerdir. Edebiyat, bir sanat dalı olarak bu içsel özgürlüğü sağlayan en estetik formlardan biridir. Örneğin Hermann Hesse, “Siddhartha” ve diğer romanları ile kendi kabuğunu kırmış, kendinden firar etmiş ve estetik bir özgürleşme gerçekleştirmiştir. Dostoyevski de “Yeraltından Notlar” ile birlikte en büyük özgürleşmelerinden birini gerçekleştirmiştir. Edebiyat ve psikanaliz arasındaki ilişki bu noktada önemlidir. Bu konuda edebi incelemeler, eserlerin çözümlemelerine yönelik kitaplar son dönemde artmıştır.

Sanatın en büyük işlevlerinden biri, bireyin özgürlüğüne dair söz söyleme kudretidir. Toplumsal, siyasal baskıların yoğun olarak hissedildiği bir dönemde sanat, bir sanat formu olarak da edebiyat insanlara yeni özgürlük alanları, yeni öznellik kipleri yaratarak, insanların nefes almalarını sağlar. Maistre’nin “Odamda Yolculuk” romanı, bu konudaki en ilginç kitaplardan biridir. Özgürlüğün sadece siyasal özgürlük olarak anlaşıldığı bir atmosferde, edebiyat, özellikle de Minör Edebiyat yol açıcıdır. Minör Edebiyat, etik – estetik bir özgürleşme pratiğidir. Edebiyat tarihindeki en ilginç okumalardan biridir. Sanatın pek çok alanına dair bir görme biçimi içerir. Görsel sanatlardan plastik sanatlara kadar pek çok alanda minör felsefenin görme biçiminden yararlanılmaktadır. Bu alana dair araştırmalar insana dair yeni ufukları okurlara kazandıracaktır. Bu noktada Gilles Deleuze ve Felix Guattari’den bahsedebiliriz.

Deleuze ve Guattari, bir anlamda Minör Felsefe’nin kurucularındandır. Birlikte yazdıkları oldukça verimli kitaplar vardır. Felsefe tarihindeki en etkili çalışma ortaklığını kuran düşünürlerin başında gelirler. Ortak çalışmalarına: “Anti – Ödipus”, “Felsefe Nedir?”, “Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin” gibi ufuk açıcı kitapları örnek olarak verilebilir.

Psikanalize yeni bir bakış açısı olan “Şizo – Analiz” ile birlikte ve bu alanı edebi incelemelere uygulayarak düşünce alanında çığır açıcı çözümlemeler getirmişlerdir. Edebi karakterleri bu pencereden incelemişler ve o güne değin sanat tarihinde, felsefede, edebiyatta gözden kaçan, ele alınmamış olanı gün yüzüne çıkarmışlardır. Ve bu anlamda kendilerinden sonra gelen pek çok düşünürü de etkilemişlerdir. “Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin” adlı kitapları bunların başında gelmektedir. Çalışmalarının en temelinde Spinozacı özgürlük anlayışı vardır. Deleuze ve Guattari, Spinoza üzerine yoğun bir şekilde çalışmışlardır. Bir özgürlük filozofu olan Spinoza, onların felsefelerini de şekillendirmiştir. Deleuze’ün “Spinoza Üzerine On Bir Ders”, “Spinoza, Pratik Felsefe”, “Spinoza ve İfade Problemi” bunların başlıcalarındandır. Ve bu kitaplar Spinoza okurları için, Spinoza felsefesiyle tanışmanın köşe taşı olan kitaplardır.

Spinoza için önemli olan bir bireyin “düşünsel – bedensel özerkliği”dir. Ve devlet esasen bireyin bu özerkliğini sağlamakla yükümlüdür. Demokrasi de bunu sağlama aracıdır. Özellikle “Ethica” ve “Teolojik – Politik İnceleme” isimli kitaplarında Spinoza bu soruşturmalara da girişmiştir.

“Bir özgürlük filozofu olarak Spinoza, edebiyat alanında bize ne söyler?” Minör Edebiyat’ın temel problemlerinden biri budur. Oluş felsefesini benimseyen Minör Edebiyat,  tekilliklerin karşılaşmalarını, kudretini gün ışığına çıkarmaya çalışır. Ve edebi eserleri de bu açıdan değerlendirir. Bu anlamda Kafka, Deleuze ve Guattari’nin özellikle ilgilerini çeker. Özellikle “Dönüşüm” romanında,  Gregor Samsa üzerinden bir özgürleşme pratiğini sorgularlar. “Dönüşüm” romanını klasik yabancılaşma kuramı üzerinden okumazlar. Gregor Samsa, minör – oluş ile bilinçte bir yarık açmış ve ufkun ötesinden insanlara seslenmiştir. Yabancılaşan esasen Gregor Samsa değil diğerleridir. İki düşünür de bu tarz eserleri özgürleşme pratiği bağlamında ele alırlar. Hermann Melville’in yazdığı “Katip Bartleby” adlı eser de bu minvalde okunup değerlendirilebilecek bir romandır. “Yapmamayı tercih ederim” söyleminin kurulu düzeni nasıl sarstığı romanda da açıkça görülmektedir. Ve bu tarz eserler aynı zamanda edebi değerleri yüksek olan romanlardır.

Minör Edebiyat, fark felsefesini ortaya koyarak tekilliklerin özgürce karşılaşmalarına olanak sağlar. Sanat, edebiyat ve özgürleşme bu noktada önemlidir. Minör – oluş ile biz “ortak birşeyleri olmayanların ortaklıkları”nı kurabilir, içsel ve toplumsal özgürleşmeyi yaratabiliriz. Ve böylelikle, sanat, edebiyat estetik bir özgürleşme formu olarak farklı dünyaların olanaklılığını bizlere sunarlar.

Özgürlüğe götürecek patika yolları keşfetmek ise işte bu oluş halinde okur – sanatçıların kudreti dahilindedir.

Fotoğraflar
Videolar