Selçuk Efes Kent Belleği Röportajı

Selçukluların ve Efes - Selçuk tarihine merak duyanların bölgedeki yaşanmışlığa dair pek çok öğe bulabileceği, göç almış medeniyetlerin buluştuğu bir yerin tarihini yansıtması sebebiyle de kültürel etkileşimlerin tarihçesini gösteren bir yer Kent Belleği. Tütün deposu olarak açılan mekan, 1. Dünya Savaşı sırasında silah deposu olarak da kullanılmış ve kapsamlı bir restorasyon geçirerek 2012 yılında Selçuk- Efes Kent Belleği Merkezi olarak açılmıştır. İzmir.Art ekibi olarak Selçuk - Efes Kent belleği sorumlusu - Tarihçi Tolga Mert ile birlikte, Kent Belleği'nin tarihçesi, yapılan çalışmalar, Selçuk halkı ile olan ilişkisi ve ileriye dönük projeleri üzerine verimli, tanıtıcı bir röportaj gerçekleştirdik.

İzmir.Art 22 Kasım 2021

İzmir.Art: Selçuk-Efes Kent Belleği’nin kuruluş öyküsünü dinleyebilir miyiz? 

Tolga Mert: Aslında baktığınız zaman bütün kentlerin temel ihtiyaçlarından birisidir.  Belediye kurumunun olduğu gibi kaymakamlık kurumunun olduğu gibi bu tip müze tarzı Kurumlar aslında temel ihtiyaçtır. Neden diyeceksiniz? Selçuk özelinde baktığınız zaman bizim 8 bin 600 yıllık bilinen bir arkeolojik verilerle desteklenen bir tarihimiz var. İnsanoğlunun burada 8 bin 600 yıllık bir hikayesi var. Bu hikaye üzerinde tabii bir sürü hikayeler yaşandı. Bunlar yaşanırken bizim Efes Arkeoloji Müzemiz var. Efes'in antik döneme ait bütün bilgilerini, bulunan bütün güncel bilgileri oradan biz erişebiliyoruz. Ama bizim bir de yakın geçmişimiz var. Biz kimiz? Biz kimin sorusuyla ortaya çıkan bir dünyada biz bunu nasıl evriltebiliriz? Modundan çıkmış. Aslında bu biraz sonraki yıllarda tabii böyle bir bina var. Muhteşem bir bina biliyorsunuz. Antik dünyadan bugüne evrilen hikayeyi biz burada da işleme kararı aldık zamanında. Ama nasıl? Burası normalde eski bir tütün deposu. 19'uncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren inşa edilmiş ve burada Reji İdaresi'nin ambarı olarak kullanılmış. 19'uncu yüzyıl ikinci yarısında. Fakat tabii gelişen dünyada bugüne kadar evrildi. Ama ondan önce biraz tarihçesinin, buranın kuruluş amacından bahsedeyim. Şimdi burası yokken Selçuk'un ilk binaları diyebilirim. Selçuk'ta yaşam yok çünkü. Efes ten, ortaçağdan, yeni çağdan yakın çağa kadar geçen süreçte Osmanlı'nın son dönemlerinde özellikle Selçuk'ta herhangi bir yerleşim alanı yok. Zaten Rumlar ağırlıklı yaşıyor. Bunun ardından bir de Yörükler dağlarında keçilerini otlatıyor hayvanlarını otlatıyor. Ama tabii Şirince diye bir yerimiz var. Bizim Şirince'deki bütün Rumlar ovaya inip Selçuk ovasına inip bu bölgede tarımını icra ediyorlar. Veyahutta yolculuklarını yapıyorlar. Bir yerleşimden söz edemiyoruz arkeolojik verilerin dışında.

İzmir.Art: Bellek ile bina arasında nasıl bir bağ var?

Tolga Mert: Osmanlı'nın artık Düyûn-ı Umûmiye ile birlikte borçlarının yapılandırmaya gidilmesiyle Fransızlar burayı inşa ediyor. Gördüğünüz zaman zaten dışarıdaki işletmelere baktığınız zaman yine Efes'in ruhunu taşıyor. Neden diyeceksiniz? Devşirme taşlarla oluşmuş bu binanın bütün kolonları yine bölgenin ruhuna göre inşa edilmiş aslında. Yine su kemerlerinin dibinde inşa edilmesi eskiden bugüne bir bağlantı sağlıyor. Tarihte baktığınız zaman dibinde su kemerleri var. Bugün baktığınız zaman hala yaşayan bir kent belleği yani eski tütün deposu var. Yani burası bir tütün deposuydu. Tabii 1980'lere kadar tütün deposu işlevini devam ettirdi. Hatta bizim eski Selçuklulara sorduğunuz zaman bizim sözlü tarih çalışmalarımızda hepsinin burası ile ilgili bir anısı var, hikayesi var. Çünkü bu ya burada çalışmış ya buranın müdürüyle bir bağlantısı var ya girmiş çıkmış tütünü almak için. Sonra Tekel idaresine giriyor. Kentin bir hikayesi dönüyor burada. Bu döngüden sonra bir ihtiyaç doğuyor. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de artık kent müzeleri, kent bellekleri oluşmaya başlıyor. Hatta bellek ismini ilk kullanan yerlerden birisi burası. Hikaye örgüsünde 2006 - 2007 yılları çok önemli bir nokta. Çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığı'na, Tarım Bakanlığı'na önce, sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olan bu yerin 2007 yılından itibaren burayı belediyeye aktarımı gerçekleşti. Burayı ne yapalım sorusu ortaya çıkıyor. Oranın düşünen insanları, akademik danışmanlar da dahil olmak üzere bir fikir ortaya atıyorlar. Burası kent müzesi olsun ama adına müze demeyelim. Biz farklı bir misyonla yola çıkalım modunda oluyorlar. Ne yapalım ne edelim? Bellek biliyorsunuz bellek insanın hafızasıdır. İnsan hafızası olmadan hiçbir şey olamaz. Geçmişini bilmeyen geleceği de olmaz. Kentlerin de öyledir. Kentlerin elleri, bacakları, kolları insan gibi düşündüğünüz zaman hafızası vardır.

İşte o hafıza uzak geçmişte Efes Arkeoloji Müzesi yakın geçmişte özellikle Selçuk Efes Kent Belleği dir. Bu kent belleği 2012 yılında yoğun ve hummalı çalışmalar üzerinden 2012 yılının 4 Eylül'ünde açıldı. Neden 4 Eylül? Çünkü kurtuluş mücadelesinde bugün de 26 Ağustos, Gelinen süreçte o süreci 8 eylüle bağlayan gün, 8 Eylül buranın kurtuluşu o sürece denk getirmişler ve 4 Eylül'de açılarak yine kentin hafızasına bir hikaye oluşturmuşlar. Buradan emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Hatta bugün belediye başkanımız olan Filiz Ceritoğlu Sengel'in de meclis üyesi olduğu dönemlerde burası açılıyor. Yani yakinen o da başkanımız da bilir zaten buranın sürecini.

 

 

İzmir.Art: Selçuk – Efes Kent Belleğini, Türkiye’deki benzerleri ile kıyasladığımız zaman nasıl farklılar var? 

Tolga Mert: Aslında hepsi birbirine benziyor. Kent müzesi dediğimiz zaman hepsi birbirinin aslında tamamlayıcı unsurlarıdır. Fakat Selçuk-Efes kent belleğini farklı kılan özellik aslında birincisi binası. Biz doğrudan bina ile hikayeyi oluşturuyoruz. Normalde kent müzeleri yeniden inşa edilir. Çok azdır zaten eski bir binayı çevirip böyle bir şeye çevirmek yeniden inşa edildiği zaman pek bir anlam içermiyor. Ama burası hem kentin merkezinde hem de insanların hikayesinin oluşturduğu bir yer. Hikaye zaten oradan başlıyor. Hiç bilmeyen biri ya ben burayı tütün deposu olarak biliyordum deyip adımını attığında bir kent müzesi ile karşılaşıyor. Kent belleği ile karşılaşıyor. Tabii bellek ifadesi de insanlar açısından yeni bir ifade. Kent müzesine daha çok alışmışlar. Kent belleği nedir diye burada bir merak başlıyor. O bellek işte anlatılan hikayemiz, anlatılan hikaye hepimizin, hepimizin hikayesinin bir noktası. Burada çok fazla devasa maddi eserler göremezsiniz. Burada biraz daha insanların kendi ağızlarından birebir çıkan cümleleri duyarsınız. Alt katta da üst katta da, alt katta kronolojimiz var. Ama üst katta baktığınız zaman bizzat Mahmut amcamın işte Ahmet dedemin, Ayşe teyzenin ağzından çıkan ve şivesiyle çıkan cümlelerin yazımını görürsünüz. Yukarıda tabii o yazıları destekleyici küçük maddi eserlerimiz de var ama daha çok burası maneviyata yönelmiş. Yani dışarıdan biri geldiği zaman uzun yıllar sonra torunu, dedesinin burada adını görebiliyor ve o adında bahseden kişinin anlattıklarını görüyor. Eski Selçuk'u anlatıyor, gelecekte ne beklediğini anlatıyor. Atatürk'ü görenler var mesela, onlar anlatıyor. Burada gelip çok fazla ağlayan, duygularına dokunduğumuz insanlar var. Aslında burası bellek, insanın doğrudan duygusuyla alakalı bir şey olarak ortaya çıkıyor Selçuk özelinde.

İzmir.Art: Kent Belleği, temsil bağlamında nasıl politika ve yöntem izliyor? 

Tolga Mert: Biraz önce de bahsettim. Selçuk'un çok köklü bir tarihi var. Türkiye'deki en önemli antik kentlerden birine sahibiz. En önemli geçmişlerinden birine sahibiz. İşte dünyadaki gelişen bütün olaylarda Efes'in mutlaka bir payı var. İşte din anlamında da, kültür anlamında da, sanat anlamında da özellikle bunların hepsinin gelişiminde tarihe bir iz bırakmıştır. Özellikle Herakleitos gibi bir değerimiz var zaten bizim. O günden bugüne baktığımızda zaten onların 8 bin 600 yılda bu isim bırakmış, yapı bırakmış herkesin temsiliyiz. Biz Herakleitos'tan bugüne bilinen kim varsa Kallinos şairlerimizden, tıp doktorumuz Rufus'dan bugün yakın geçmişte, kente kim ne sağlam ise biz onların temsiliyiz. Makro tarih vardı. Bir de mikro tarih vardır. Biz krallardan değil halktan bahsediyoruz. Halkın ne yaptığından, buradaki tütün deposundan örnek vereyim. Burada Tütün Deposu'nda çalışmış işçiden bahsediyoruz, cami yapımında çalışan inşaat işçisinden bahsediyoruz. Buraya gelmiş kaymakamdan bahsediyoruz. Sokakta emeği olan kadından bahsediyoruz. Tarlada emeğe olan çiftçiden bahsediyoruz. Burada hepsinin aslında izini bulabiliriz. Bu iz burada bizim dünyaya açılan kapımızı da temsil sağlıyor. Dışarıdan gelen diyelim ki Amerika'dan birisi geldi buraya. Burayı gezmeden kenti tanıyamaz. Çünkü kentin ruhu, kentin atardamarı dediğimiz mesele var. O burada atıyor. O atardamarı hissetmediği sürece istediğin kadar taşı toprağı gez. Bir şey anlayamazsın. Çünkü geçmişten Herakleitos'tan bugüne hepimizin bu taşlarda, bu toprakta, bu kültürde, bu mirasta özellikle izimiz var. Temsilimiz işte budur. 

İzmir.Art: Selçuklunun, Selçuk-Efes Kent Belleği’ne olan yaklaşımı nasıl? 

Tolga Mert: Aslında hepsi birbiriyle çok güzel bağlantılı. Ayrı ayrı düşünemeyiz zaten, kentli bir kere burayı evi gibi görüyor. Neden diyeceksiniz? Çünkü evinde eskiden kullandığı herhangi bir hikayesi olan bir şeyi buraya bağışlıyor, emanet ediyor. Biz onu burada alıp saklıyoruz, insanlara gösteriyoruz. Biraz önce de bahsettiğim gibi dedesinin mirasını, sözlü mirasını biz burada saklıyoruz. Arşivliyoruz, depoluyoruz yukarıdaki çalışma alanlarımızda. Efes Selçuklu buraya geldiği zaman ben daha iyi hemşire nasıl olabilirim sorusunun cevabını buluyor aslında. Hem biz onları biraz önce bahsettiğim gibi temsil ediyoruz hem de kendine ait bir şeyi buraya koyduğu için o bizden daha çok sahip çıkıyor. Belki biz burada çalışanız. Ben kendim de, Efes Selçuklu'yum ama çalışanlar olarak. Ama onlar daha duygusal bakıyor bize. Biz maaşlı belki çalışanız ama onlar kendinden severek bir şey getirip buyurun diyor bu diyor benim mirasım bundan sonra kent belleğinin mirası ve biz onu burada insanlara gösteriyoruz. O yüzden bağlarımız bizim çok çok güçlü, maddi bağ olarak değil, manevi olarak çok güçlü. Ve buraya geldiklerinde nasıl kentli olunur, geçmişe nasıl sahip çıkılır, nasıl daha iyi hemşire olabiliriz modunda oluyor ve ben ne getirebilirim düşüncesine dönüşüyor. Bundan sonra ben ne katkı sunabildirime dönüşüyor. Biz burada yaptığımız bütün etkinliklerde tüm Efes Selçukluların burada gönüllü çalıştığını görüyoruz. Bu bizim için tabii muazzam bir şey, işte o aidiyet duygusuyla alakalı. Bizim o mottomuz da aidiyet. En önemli şeylerden birisi aidiyet aslında.

İzmir.Art: Koleksiyonunuzu nasıl oluşturuyorsunuz? Selçuklular-Efesliler, bu koleksiyonun oluşmasında nasıl bir katkısı var?

Tolga Mert: Şimdi aslında koleksiyon dediğimiz bizim insanların bize emanet ettikleri her şey, sözlüden maddiden tutun maneviyata kadar. Biz onları bir kere işimiz olarak değil de, biz onları artık hem şansımız hem de bizim olarak görüyoruz. Birinin getirdiği bir şey benim de oluyor artık. Çünkü buranın mirası ve biz burada bu koleksiyonu her şey gider, o koleksiyon bizde ve sonsuza kadar kalır, onun üzerine bir sistem kurduk. İlk önce tabii ilk açıldığı dönemlerde tamamen bağış yoluyla oluşturduk. Burada satın alınan gezdiğinizde satın alınan hiçbir şey yok. Binanın temel ihtiyaçlarının dışında, her şeyi biz Mahmut amcanın, Ayşe teyzenin getirdikleri ile oluşturduk. Tabii bu da manevi anlamda hepimizi inanılmaz tatmin eden bir şey. Hikayeler doğrultusunda öncelikle biz burada malzeme almaya çalıştık. Tabii her şeyi alamıyoruz. Çünkü aynısından bir tane varsa ikinciyi genelde almamaya çalışıyoruz. Ama öyle bir şansımız da çok fazla olmuyor. Aldıklarımızı da ara ara böyle koleksiyonunuz değiştirmek üzere alıyoruz. Özel bir şey ise özellikle, biz burada hem depolarımızda saklıyoruz hem bir bağışçıya bir belge veriyoruz, senin artık mirasın biz de gönlün rahat olsun, bugün olmazsa yarın o koleksiyonu farklı bir alanda kullanacağız diye, sözlü mirasımız, zaten kamera kayıtları da aynı şekilde. Hepsi bu yönetimin içerisinde tamamen gönülden bağış yoluyla gerçekleşiyor ve biz onlara teminat veriyoruz. Bir belgeyle yani Efes Selçuk Belediyesi'nin Selçuk Efes Kent Belleği'nin emanetindedir diye karşılıklı bir güven anlaşmasına dönüşüyor aslında bu bir yerden sonra ve geldiklerinde tekrardan bu koleksiyonu görebiliyorlar. Göremedikleri zaman mutlaka biz onları depomuzda arşivliyoruz. Yukarıda dijital depomuz var, bilgisayarlarda arşivliyoruz yedeklerin yedeğiyle, bu maddi olanları da normal Kent Belleği'nin depolarında saklıyoruz korunaklı bir şekilde.

 

 

İzmir.Art: Belleğin, Efes-Selçuk’un Unesco kültür listesine girişi sürecindeki yeri nasıl oldu?

Tolga Mert: Belediyelerde biliyorsunuz bazı şeyler bir sonraki dönem kalmayabilir düşüncesi var. Biz burada geçmişten gelen hem belge hem de fotoğraf, hem maddi manevi bütün her şeyi biz burada depoluyoruz. Arşiviz aslında biz, kentin hafızasıyız demiştik ya şimdi o hafızaya sunmak için eskiden bölük pörçük yerlerden toplamak yerine burası böyle masaya yumruğunu vurup her şey bizde diyen bir kurum aslında. Yani 1980 yılında da ne olduysa, 1990 yılında da ne olduysa hepsinin kayıtları bizim arşivimizde var. Tabii bu UNESCO Dünya Miras Süreci 1992 yılında başlıyor. O yıllarda belediye aracılığıyla başlıyor tabii böyle bir kurum yok. Ama tabii UNESCO'nun da bizden istedikleri bir sürü şey var. Onların bölük pörçük parça parça toplanması yerine biz burada 2012 yılından itibaren tek hedefe tek kurumla gidildi. Çünkü Efes alan yönetimi burada toplanıyordu. Ticaret ofisinden tutun Efes Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'ne kadar hepsinin burada toplantı alanı var. Yukarıdaki toplantı alanı 2015 yılındaki o sürece giden yolda dili olsa da konuşsak diyebilirim. Çünkü her şey orada şekillendi. Biliyorsunuz o süreçte UNESCO sizden çok şey istiyor ve o istedikleri her şeyi biz buradan sağladık. Temel anlamda bütün bilgiler gelip buradan tek kanala indirilip bu tek kanaldan da işte bu UNESCO'ya sunuldu. Oradan sonra da burada tabii emeği geçen yüzlerce insan var. Efes Alan yönetiminde alt çalışanlarında belediye çalışanlarında o dönemin başkanlarında, geçmiş başkanlara kadar herkesin bir emeği var. Bu kent belleği de o UNESCO dünya mirasına giderken bu anlattıklarımdan ötürü esas oğlan görevini görmüştür. 

İzmir.Art: Özellikle ülkemizdeki diğer kent tarihi ve bellek kurumlarıyla ortak çalışmalarınız oldu mu/ilişkileriniz hangi minvalde? İleri dönük olarak böyle projeleriniz var mı? 

Tolga Mert: Tabii en yakınımızda bizim birkaç tane çok güzel müzemiz var, Tire'de Kent Müzesi, Ödemiş Kent Müzesi, zaten İzmir'de APİKAM. Onlardan feyz alınarak çok şey yapıldı. Hatta geçmiş dönemlerde birkaç ortak işler de yapıldı. Ama benim tabii çok farklı daha hayalim var. Bu konuyla ilgili çok sınırlı kalıyoruz Biz bu konuda, bir de belediyelerden dolayı hepsi farklı kurum olduğu için kendileri yollar çiziyor. Tabii dijital anlamda biz de hepsini takip ediyoruz. Onlar da bizleri takip ediyor. Biz oradan bir çalışma yapmaya çalışıyoruz ama böyle maddi anlamda bir birliktelik yok. Maddi ve manevi olarak bir birlikteliğimiz maalesef yok. Ama benim hep hayalim nasıl işte Tarihi Kentler Birliği var, bizler de aslında Kent Müzeleri Birliği gibi bir şey oluşturup özerk olarak bizler birbirimizi besleyip, yılda bir toplanabileceğimiz alanlar yaratıp ortaklaşabileceğimiz böyle kafamda bir proje var. Ama tabii pandeminin girmesiyle bunların hepsinde biraz geri durduk. Önümüzdeki süreçte mutlaka Bursa'dan, Samsun'dan başlayıp hepsine böyle bir teklifle gidilip belki de ilk toplantıyı Selçuk-Efes Kent Belleği'nde gerçekleştirip her sene sizler neler yaptınız, bizler neler yaptık mottosuyla belki de birbirimize ilham olacağız. Böyle bir kafamda proje var olursa gerçekleştirebilirsem çok bahtiyar olacağım.

İzmir.Art: Selçuk –Efes Kent Belleği yaşamakta olduğumuz küresel salgını nasıl yaşadı, nasıl kayıt aldı ve nasıl işledi?

Tolga Mert: Tabii öncelikle hepimizi bir sekteye uğrattı çünkü dünya bir abondane oldu. Neye geldik, nasıl bir şey yapacağız? Önümüzü göremiyoruz. Tabii uzun süre kapalı kaldı burası. Çünkü insanlar zaten dışarıya çıkamadı. Bizler çıkamadık. Buradan farklı görevler yaptık. Ama o süreçte tabii süreç akıyor, devam ediyor. Biz bir belleğiz, kent belleğiyiz, geçmişteki yaşadığımız olayları kaydediyoruz ama günümüzde de dünyanın enteresan bulduğu bir şey var. Bizim bunu kaydetmemiz gerekiyordu ve öncelikle tabii belediyenin doğrudan yaptığı işler vardı burada biz öncelik olarak onları kaydettik ama sonra insanlarla burada röportaj yaptık. Pandemi süreciniz nasıl gidiyor? Doktorlara yönelik bir çalışmamız oldu. Doktorların, sağlık çalışanlarının özelinde nasıl neler yaptılar? Biz onları kamera kaydına aldık. Daha sonraki süreçte insanlarla diyalog kurduk. Tabii bizim burada en önem verdiğimiz şeylerden birisi sözlü tarih çalışması. Bu maalesef sekteye uğradı ve o süreçte yapmak istediğimiz ama ulaşamadığımız, gidemediğimiz, onların bize gelemediği bir süreçte birçoğunu kaybettik. Bu da bizim tabii derin yaralarımızdan birisi. Özellikle bizim gibi kurumlar için bu inanılmaz bir kayıp. Çünkü yeri doldurulamayan bir şey. Ama o süreçte yaptıktan kısa bir süre sonra kaybettiğimiz insanlar da oldu sözlü tarih çalışmasını. Bu onun için kayıp olsa da bizim için kazanç oldu çünkü artık insan yoksa bile arşivimizde onun yaşayacağı bir dönem oldu. Esnafın halini tabii bir hak ettik. İki haftada bir hem kentin merkezini hem de esnafın halini fotoğraflamaya çıkmıştık. Burada yani aslında o dönem 2 sene boyunca neredeyse hem kamerayla hem dijital ortamda biz onların hepsini elimizden geldiğince kayıt altına alıp arşivlemeye çalıştık. Çünkü belki 50 yıl sonra bugünler hatırlamayacak bize o fotoğraflar ve o kamera kayıtları herşeyi anlatacak.

İzmir.Art:  Selçuk-Efes Kent Belleği’nin gençler ve çocuklar ile ilgili yapmış olduğu çalışmalardan bahseder misiniz?

Tolga Mert: Bizim burada bir kere zaten eskiler bize anlatıyor ama biz kime anlatıyoruz? Sorusu bizim için çok önemli. Dışarıdan gelenlere zaten anlatıyoruz. Kent belleğini ziyaret edip kenti tanıyorlar. Ama çocuklarımız ve gençlerimiz bütün okul çağındaki burayı anlayabilecek çağdaki bütün çocuklar buraya geldiklerinde bir kere zaten kentin tarihini anlatıyoruz. Çünkü buranın tarihini bilirler ise burada kimler ne yapmış, neler yapmış bilirlerse geleceğe daha emin adımlarla giderler. Biz bunu sağlamaya çalışıyoruz ve bir iz bırakmaya çalışıyoruz. Yani burada lise çağına gelmiş bütün çocuklar mutlaka kent belleğini gezmiştir. Milli eğitimle zaten öyle bir işbirliğimiz de vardı pandemi öncesinde. Onun dışında kent belleği bünyesinde bu çocukları biz alıp kentin tarihi yerlerine de götürüyoruz. Sadece burada anlatıp bırakmıyoruz. Aynı zamanda deneyim sahibi kılıyoruz o çocuklara. Bu çocuklarla mimari ölçekte çalışmalarımız oluyor. Mesela su kemerlerinin mimari çalışmalarını yaptırdık mesela. Bu arkada görmüş olduğunuz kent belleğinin, bunu gençlerin bize sunmuş olduğu projelerden bir tanesi. Onlar hem burada dinleyerek birkaç duyu organıyla, hem hissederek, hem yaparak, deneyimleyerek, burada kentin ögelerini bir kere anlıyorlar. Biz bu anlamda bu çalışmaları sürdürüyoruz. Tabii daha küçük yaştaki çocuklarımız da var bizim. Onlar da bizim için çok önemli. Biz onlara burada leyleğimiz var, onların ağzından bir şeyler anlatıyoruz. Göç, leylekler biliyorsunuz Selçuk'un önemli simgeleri simgelenen birisi. Bizim leylek kitabımız var. O kitabı onlara bir kere zaten armağan ediyoruz. Buranın küçük tarihini, hikayelerini oradan dinliyorlar çocuklar puzzlelarımız var. O puzzleları çok seviyorlar, dağıtıyorlar sonra tekrardan yapmaya çalışıyorlar, hemen girişte kent belleğinde aileler burada bir aktiviteye katıldığında gezerken bu çocuklarımız da burada kentin tarihi mimari yapılarını deneyimliyorlar puzzleları birleştirerek ve çok mutlu oluyorlar geldiklerine, biz de onlara bir kitap hediye ediyoruz, bir kartpostal hediye ediyoruz aynı zamanda. Anaokulu yaştaki çocuklarımıza yine bu kentin çeşitli yerlerini onların dilinde anlatabilecek masalımsı hikayeler yapmaya çalışıyoruz. Pandemi öncesinde tabi şimdi biraz daha önümüzdeki günlerde tekrardan devam edeceğiz bunlara. Biz masal anlatımına da çok önem veriyoruz. Çünkü masal ile büyüyen bir nesil, gerçekten hafızası, hayal dünyası çok fantastik, çok güzel olabiliyor. Biz onları burada devam ettirmek istiyoruz yukarıdaki salonumuzda, Kentin tarihini ufak ufak masalımsı hikayelerle anlatıyoruz ki o çocukların aklında kalıyor ve muhteşem bir iz bırakıyor. Hiç unutmuyorlar, merak edip ileride bunu anlatıyorlar, hatta şöyle bir şey söyleyeyim. Benim tarihçi olmamda özellikle kent tarihçisi olmamdaki en büyük şeylerden birisi Selçuk'ta yaşamam. Özellikle ben bunu çok derinden hissediyorum. Küçücük çocukken bu yapılanların hepsini ben de yaşadım. Masallar dinledim, kentin masallarını dinledim, puzzlelar yaptım. İşte küçük legolardan kentin şeylerini yaparken bir bakmışım ben bir gün tarihçi olmuşum ve kent tarihçisi olmuşum ve olabilecek en mutlu olacağım yerde kent Selçuk-Efes Kent Belleği'ndeyim, bu tabii beni inanılmaz tatmin etti. Umarım gelecek nesillerden biri daha çıkar böyle benim gibi sever burayı ve buraya katkı sunmak için çok çalışır. Biz bir kişi denizyıldızı gibi bir kişi kazansak bizim için muhteşem diyoruz.

 

 

 

İzmir.Art: Ülkemizde kent müzeleri ya da kent bellekleri denildiğinde kurucu ve destekleyici unsur olarak akıllara gelen ilk, mecra yerel yönetimler. Yerel yönetimin politikası içinde kurumun yeri nedir?

Tolga Mert: Selçuk özelinde baktığınız zaman bağımsız olarak tabii ki düşünemezsiniz. Hangi kim gelirse gelsin partiler üstü bir yer burası. Çünkü her partiden insanın, her mecradan insanın biz burada arşivini, hafızasını tutuyoruz, hikayesini yaşatıyoruz. Bunun yanında belediyenin aslında akademisi burası. Yani belediyenin üniversitesi manasına da gelebilecek bir cümle bu. Neden diyeceksiniz? Çünkü akademik anlamda da biz belediyenin politikalarında desteğini buradan sağlıyoruz. Arşiv, bilgi, belge, obje anlamında yerel yönetimlerin kim gelirse gelsin politikası da politikasının yıldızı sayılabilir aslında hem Selçuk Efes Kent Belleği hem de herhangi bir yerdeki, dünyanın herhangi bir yerindeki kent belleği kent müzesi. Burada insanların dertlerini dinlemek yerine biz o insanlara farklı bir şey sunuyoruz. İnsanların hafızasına, belleğine, duygularına dokunuyoruz. Onları mutlu ediyoruz. Çok duygu yoğunluğundan ağlayabiliyorlar. Bazen baktığınız zaman bu insanlar burada mutlu olup çıkıyor. Kent belleği de bu anlamda Selçuk Belediyesi'nin özellikle en önemli noktalarından, yıldızlarından birisidir. Orada dert dinleyen insanları biz burada gerçekten mutlu edip geçmişle bağlarını sağlamaya çalışıyoruz. Tabii bağımsız hiçbir zaman düşünülemez. Gördüğünüz üzere zaten kar amacı gütmeyen bir yer burası belediyeler kar amacı gütmeyen yerlerdir. Çünkü biz burada hiçbir girişte de ücret almıyoruz. Yeter ki insanlar buraya kendine ait hissetsin. Dışarıdan gelen burayı tanısın. Selçuk Belediyesi'nin aynı zamanda zaten dünyaya açılan kapısıdır. Burada bütün kentle ilgili tanıtımları, belediye ile ilgili tanıtımları dışarıdan gelen insan buradan ilk görüyor. Yani ilk karşılaştığı yer biziz ve biz Selçuk Belediyesi'ni de elimizden geldiğince anlatıyoruz. Burası zaten Selçuk Belediyesi'nin ürünü. Hem de kenti anlatıyoruz ve bu politikada yıldız diyebilirim.

İzmir.Art: Selçuk-Efes Kent Belleği’nin kent turizmi içindeki yeri nedir. Yerli ve yabancı ziyaretçiler ile olan ilişkisi nasıl?

Tolga Mert: Biraz önce de bahsettim, yerli yabancı kim gelirse gelsin, tabii Efes Müzesi'nde gelen gruplar biraz daha buraya gelme şansı olmuyor ama bireysel gelen yerli ve yabancı bütün turistler mutlaka burayı geziyor. Dediğim gibi ilk bilgiyi buradan alıyor. Ben buradan onu nereye gideceğini yönlendiriyorum. İşte küçük haritalarımız var, küçük Türkçe ve İngilizce yazıtlar, broşürlerimiz var. Onları veriyoruz, okuyup daha iyi odaklı yerlere gidiyorlar. Yemek yiyeceği yerleri yine biz buradan yönlendiriyoruz, en kaliteli nerede yiyebilir? En meşhur neyi yiyebilir? Selçuk'a geldiğinde ne diyebilirim sorusunu burada biz onlara aktarmaya çalışıyoruz. Ekibimiz de sağ olsunlar insanları güler yüzle karşılayıp o insanları doğru bir şekilde yönlendiriyorlar. Belediyenin ve kentin turizm politikasında da en önemli yerlerden birisi. Çünkü belediye binasına gidip bir şey soramayacağına göre gelip bize soruyorlar. Biz buradan yönlendiriyoruz.

 

İzmir.Art: Kent Belleği, koleksiyon yönetimi, sergileme pratiklerindeki teknoloji gelişmeler, personel rejimi gibi hususlarda neler yapıyor? Ekibinizden bize bahsedebilir misiniz?

Tolga Mert: Ekibimizde arkeolog, mimar, teknik anlamda işleri sürdürebilecek kameraman fotoğrafçılarımız mevcut. Biz onlardan her zaman iyi işler çıkarıyoruz tabii. Ekip anlamında bu çok tatmin edici bir şey. Ekibiniz olmazsa zaten hiçbir yerde hiçbir şey yapamazsınız. Ve özellikle kültür sanat alanında zaten bir şey yapamazsınız. İşin ehli insanlarla çalışmak çok bambaşka bir yere götürüyor sizi. Kötü insanlarla çalışsanız da daha dibe çekiyor ve hatta iş çıkmıyor oradan bilirsiniz. Sürdürebilirlik anlamında tabii koleksiyonlarımızı sürekli bağışlar yöntemiyle devamlı yeniliyoruz ve bu bağışları biz ekliyoruz. Daha geçen hafta iki tane sandık geldi, çok güzeldi. 93 Harbi'nden kalma dedelerinden gelen inanılmaz bir eser. Teyzemiz getirdi bize bağışladı ben bunu oğlum çeyizi ile getirmiştim deyip. Çünkü burası bir göçmen kenti göçmenlerin oluşturduğu bir yer. Bu göç sadece mübadele ile Balkanlar'dan oradan buradan gelenler değil. Anadolu'nun birçok yerinden göç aldık. İşte o getiren Erzurum'dandı mesela, Erzurum'dan dedesinden miras kalıp buraya kadar getirmiş ve bunun farkına varmış, bize bağışlamış. O bir bizim koleksiyon anlamında sürdürülebilirliğimizi en başta tetikleyen şeylerden birisi. Çünkü gelen de ona hayran kalıyor ve bu bizi de mutlu ediyor. Aynı zamanda tabii. Yukarıdaki sözlü tarih çalışmalarımızdan gelenleri yeniliyoruz, yenilemeye çalışıyoruz devamlı, aşağıdaki tütün sergimiz var o tütün sergimize tütünle ilgili yeni bir şey bulduğumuzda hazine bulmuş gibi sevinip tekrardan ekliyoruz onun tanıtımını gerçekleştiriyoruz sürdürebilirlik anlamında bu tip şeyler çok önemli. Bir de bizim süreli sergilerimiz oluyor. Bahsetmiştim, kentin aslında akademisi burası yaşayan bir yer. Haftada burada pandemi öncesinde özellikle iki üç en az haftada iki üç etkinliğimiz, ister sözlü tarih çalışmasının yanı sıra süreli sergimiz, fotoğraf sergisi, resim sergisi ve katı atıkları tekrardan çevirme sergisi aynı zamanda konferanslar, söyleşiler, paneller, kent hakkında aklınıza gelebilecek bilimsel anlamda ne varsa sürdürebilirliği bunlar da sağlıyor. Biz o insanların ilgisini çekiyorsak, o insanlar geldiğinde bu yeri geziyor zaten. Mesela uzun yıllar hiç görmemiş insanları bizim buraya getirme politikamız vardı bir dönem. Onların ailelerinden birisini biz buraya davet edip konuşmacı yapıyorduk, evden kalkıp ne olursa olsun hasta da olsa geliyordu buraya. Bu da bizim hem koleksiyonumuzun ve hem sergimizin sürdürülebilirliğini arttırıyor. Bir de tabii talep gören şey mutlaka ileriye çok rahat bir şekilde gider. Biz bu politikayı bu anlamda herkesin burayı gezip yaşayan bir yer haline getirmeyi hedefleyerek gerçekleştiriyoruz.

İzmir.Art: Selçuk-Efes Kent Belleği’nin yayınlarından ve yayın politikasından bahsedebilir misiniz? 

Tolga Mert: Dijital yayınlarla zaten devamlı onlar üzerinden biz yenileyerek gerçekleştiriyoruz ve daha basit ve maddi olarak da daha külfeti az bir şey oluyor. Ama yayınlarımız geçmişten bugüne buranın açıldığından beri çok güzel yayınlarımız var. Cahit Telci hocamızın mesela bu kentin bilinmeyen bir Orta Çağ kısmı var onu çok güzel bir şekilde Osmanlı belgeleriyle bize çalışmalarını sundu. Melek Göregenli hocamız tekrardan kentin hafızasıyla ilgili 7'den 70'e herkesle bir çalışma yaparak bize kentin aslında kimliğini sundu. Daha sonra Alican hocamız var bizim, o da yerel tarihçi. Kartpostallar ve fotoğraflarla kentin tarihini anlattı. Bu kentin bizim hafızalarımızda hep anlatılanlar vardı ama onları bize resmiyete dökerek objektif bir şekilde yayınladı. Bu da çok güzel bir yayındı. Daha sonraki süreçte deve güreşleri, bizim bir kültürümüz var burada, deve güreşlerinin bir sempozyum yapıldı ve o sempozyumun kitabı basıldı. Aynı zamanda Yörük kültürüne de ait Selçuk'ta çok önemli belgeler var onlarla ilgili yayınlarımız oldu. Daha sonra Efes'te Herakleitos Felsefe Günleri yaptık biz burada, onun editörlüğünü de şahsım ve Yusuf Yavaş gerçekleştirdi. Oradaki yazıları alıp yayınladık. Herakleitos bizim için çok önemli her zaman her yerde bundan zaten bahsediyoruz. Onun yayını çok ilgi gördü. Hatta ikinci basımına büyük ihtimalle gireceğiz. Bu anlamda bunları görmek çok mutlu etti bizi. Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Onur Gülbay ve bir öğretmenimiz var Hasan Kireç onun Kurşun Tesseraeları, yani bu Kurşun Tesseraeları Selçuk'ta arkeolojide çok fazla çalışılmamış bir şeydi. Tesserae dediğimiz aslında Artemis festivallerinde bilet görevi gören, aslında paraya antik sikke benzeyen şeylerdir. Onları bize yayınladı. Oradan çok güzel geçmiş tarihimize ait bilgiler edindik. Yeni yayın süreçlerimiz de bizde tabii pandeminin girmesiyle yine bu da sekteye uğradı. Çok güzel çocuklar için bir kısım yayınlarımız var. Kentin tarihiyle ilgili yayınlarımız var. Şirince zaten muhteşem bir yer. Şirince ile ilgili yayınlarımız var. Kentin tanıtım broşürleri, yayınlarımız var. Efesli Leylek dergimiz var. Altıncı sayımız yakında çıkacak. Bu da yine pandemi sürecinde ciddi anlamda sekteye uğradı. Bu Efes Leylek dediğimiz hem kent tarihini anlatıyor hem de kentin yazarlarına eli kalem tutan herkese yazma olanağı sağlayan bir şey. Biraz Ot, Kafa dergisinin minvalinde basılan ama kentin tarihini anlatan, herkesin okuyabileceği yalın bir anlatımla, Başkanımızın da zaten önsözünde her zaman kentin tarihini anlattığı tematik bir şey. Bir ay kentin festivallerini diyorsak, önümüzdeki ay kentin flora ve faunasını işliyoruz. Bir sayıda kentin kadınlarını işledik. Bir sayıda 23 Nisan özel sayısı yapmıştık. Çocuklar yazdı sadece çocuk yazarlarımız vardı. Önümüzdeki süreçte farklı farklı turizmden tutun da dini içeriklere kadar bir sürü yayın politikamız var ve yazarlarımız da bu konu özelinde yazıyorlar. O konuda da çok şanslıyız. Hepsinin emeğine sağlık. Aidiyet duygusuyla çok güzel şeyler yazıyoruz. Yayın politikamız ara vermeden devam etmek istiyor. Fakat dünya buna çok fazla elverişli değil bu süreçte. Ama elimizden geldiğince önümüzdeki süreçleri iyi değerlendirip kalıcı bir hale getirmemiz gerekiyor. Biz her şeyi o kitaplarda biriktirip geleceğe aktarmak istiyoruz.

 

İzmir.Art: Bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederiz.

 

Fotoğraflar
Videolar