Yekaterina Grygorenko Röportajı

İzmir.Art ekibi olarak Yekaterina Grygorenko ile İstanbul'da The Wall Art Gallery’de açılan "Birinci Tekil Şahıs" sergisi, sanat anlayışı ve çalışmalarına ilişkin keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

İzmir.Art 27 Nisan 2022

Yekaterina Grygorenko, “Birinci Tekil Şahıs” 

İzmir.Art: “Birinci Tekil Şahıs” adlı kişisel serginiz, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da The Wall Art Gallery’de açıldı. Serginizin üretim ve hazırlık aşamalarından bahseder misiniz? Ayrıca Sergi İzmirliler ile buluşacak mı?

Yekaterina Grygorenko:  Sergi, 2017’den bu zamana kadar üretmiş olduğum işleri kapsıyor. Serginin ana temasını oluşturan biriciklik bakışı bedenin, bilinç dışının ve bireyin canlı direnişini ele alıyor. İzleyiciyi, biricik olan bizleri sevmeye davet ediyor. Bedenin müsveddeliğini tekrar hatırladığımız bu dönemlerde önemimizin yitmediğini göstermeye çalışıyorum aslında. Ukrayna’daki savaşla Biricik Tekil Şahıs maalesef ki çok denklik gösterdi. Bedenin aslında nesnel oluşunu ve bir kişinin sözüyle binlerce kişinin önemsizliğini izliyoruz şu anda. Keşke herkes kendini sevebilme gücüne sahip olabilse. O zaman hayat daha kolay olurdu. Çünkü kendini sevebilen biri başkasını da sevebilir ama önce kendini seveceksin. Biriciklik burada önemli hale geliyor. Ne olursan ol hangi cinsiyette, sıfatta, mesleki pozisyonda, ırktan olursan ol yine sev kendini. Serginin sürecine gelecek olursak, öncesinde İzmir’de kendi atölyemde çalışma, üstüne düşünme kısmı çok keyifliydi. Koca bir galeriye kendimi nasıl yerleştirecektim sorusu bir kere çok eğlenceliydi. Kafamda bir şeyler oturmuş şekilde gittim İstanbul’a zaten. Sonrasında mekâna geldiğimde Serdar Acar ile birlikte çalıştık. Serdar ile olan samimi ve başarılı çalışma iletişimizden sonra da tam istediğimiz gibi bir yerleştirme çıktı ortaya. Ayrıca mekânın tarihi olması işlerimle çok uyumlu oldu. İkinci katta işlerim sanki mekânda kendi kendilerine oluşmuş canlılar gibi görünüyor. Oraya aittiler. Bu süreçte yanımda galerinin sahibi Ferhan Karaselçuk ile çok güzel bir iletişim de kurduk ve iş birliğimiz çok başarılıydı. Şimdilik sergi İzmirlilerle buluşmayacak ama talep olursa neden olmasın. 

İzmir.Art: Çalışmalarınızın politik bir kimliği olduğunu hissettiriyorsunuz, ''Rahim/Uterus'' enstalasyonu sürecinde çalışmanızı başkalarına deneyimletme fikrinizin gelişiminden bahseder misiniz? 

Yekaterina Grygorenko: Ben zaten enstalasyonlarımın, heykellerimin ellenmesinden, dokunarak deneyimlenmesinden keyif alırım. İzleyici her zaman buna açık olmasa da ben karşılaştığım izleyiciye bunu iletirim. Dokunabilirsiniz, elleyerek de işleri deneyimleyebilirsiniz derim. Bu şekilde de estetikleştirdiğimiz ve kutsallaştırmış olduğumuz sanata da karşı bir tür duruşta bulunmuş oluyorum diyebilirim. Rahim, aklımda uzun süredir yapmak istediğim enstalasyonlarımdan biriydi. Şöyle kocaman bir alanım olsa da izleyiciyle birlikte deneyimleyebileceğimiz bir alan yaratsam diyordum. Darağaç’tan Ali Kanal’a da bunu sununca bana çok uygun bir yer göstererek istediğimi gerçekleştirmeme vesile olmuş oldular. Çoğunlukta, ‘ben’den, özneden, biriciklikten bahsettiğim gibi rahim de onu amaçlıyordu. Toplumda takındığımız kimlik bizi bizden uzaklaştırıyor. Bu maskeyi indirmek isteyen birey de toplum ve kültürel dil tarafından yargılanıyor. Rahim enstalasyonu aslında izleyiciyi geri birey olmayışa çağırıyor ve kendi kendine kalarak tekrardan doğmaya değiniyor. 

İzmir.Art: Feminist Sanat hareketinin, güncel sanatı taşıdığı konum hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Yekaterina Grygorenko: Güncel sanat için söylem, duruş önemlidir. Feminist Sanat hareketi de sürekliliğini canlı tutması, unutulmaması, geri plana atılmaması gereken söylemleri barındırır. Artık her şeyi gözler önüne sermemiz lazım. Eğer geri plana atarsak varlığımızdan şüphe çekeriz. Gözlerin, dillerin, akılların alışması lazım. Normalleştirilmediği sürece her erk sistemine uymayan birey dışlanacaktır. Bu yüzden ne kadar direnirsen ve kendini gösterirsen o kadar iyidir.

İzmir. Art: 2018’de yaptığınız ''Gecenin Sonuna Yolculuk'' serisi, Louis-Ferdinand Celine'in ölüm düşüncesiyle ve sınıflandırmayla ilgili görüşlerine tanıklık ederken, sürekli bir anlamsızlık haliyle karşılaşıyoruz. Bedenlerin konumlandırılışını toplumsal olarak hangi rollerle bağdaştırıyorsunuz? 

Yekaterina Grygorenko: Bedenlerimin konumlandırılışı aslında tamamen nesnel. Gecede sıkışmış ve bilinçsizleşmiş beden parçaları gibiler orada. Celine, romanda ölüm korkusuyla sürekli olarak oradan oraya koşturuyor debeleniyordu. O ölüm korkusu, kişinin bilinçsizleşmesi, bunlar bedeni çok nesnelleştirmişti. Bundan dolayı o resimleri yaparken bu kitabı okumam çok güzel denk geldi. Bedenin müsvedde hale gelişi, acının artık alışılmış raddeye geldiği hayatı anlatırken toplumsal rollerin hiç bir anlamı kalmamıştı. Ölümün tadı damağımızdayken ne roller kalır, ne kimlikler, ne de cinsiyetler…

İzmir.Art: Yine Louis-Ferdinand Celine'e dönecek olursak, ilginç olan her şey sizce de karanlıkta mı geçer? 

Yekaterina Grygorenko : Ben gündüzleri de çok severim ama geceler gerçekten de daha farklı oluyor. Dinlediğim müzik, okuduğum kitap, farklı bir evrendeymiş gibi hissettirebiliyor. Daha büyülü, daha fantastik bir aurası var gecenin. Hatta benim resimlerimin çoğu gece ışığındadırlar. Karanlık loş bir alanda saati, yılı, yeri belli değildir. Bu yüzden evet, ilginç olan çoğu şey karanlıkta geçer diyebiliriz.

İzmir.Art: Bedenlerin yapı bozumunu vurguladığınız, bedenin ve formlarının homojenleşmesi konularını eserlerinizde ele alıyorsunuz. Homojen kavramıyla bağdaştırdığınız bir başka fikir var mı? Yoksa salt bir homojenlikten mi bahsetmeliyiz eserleriniz için?

Yekaterina Grygorenko: Tüm ürettiklerim homojenlikle bağdaşmıyor aslında ilk yıllarda ürettiğim “Homogeneous” enstalasyonu bedenin homojenliğine ve normların eleştirisine hitap ediyordu. Oradaki homojenlik bedenin müsvedde oluşuna ve onun toplum tarafından bir hamur gibi kalıptan kalıba sokulduklarına ve bir oyuncak haline getirdikleri ile alakalıydı. Bedenlerimiz toplumsal dille ve kültürel kodlarla farazi bir şekilde ellenir. Hatta kadın, kız bedeni maalesef ki farazi bir şekilde değil somut kanıtlarla hayatlarına, kimliklerine saldırılır. Bu durumda beni bu dili kullanmaya itmiştir açıkçası. Kimsenin bir kimse üzerinde oynama, dokunma hakkı yoktur. Bu yüzden ben izleyicinin gözünün önüne bedeni sere sere, bedenlerin yaşamlarını şiddetli bir dil ile tarif ediyorum.

İzmir.Art:  Sergilediğiniz yerleştirme ve heykellerde, kumaş ve yün gibi yumuşak ve alışık olduğumuz heykel malzemelerinden uzak materyallerle çalışıyorsunuz. Eserleriniz için materyali, seçtiğiniz konu üzerinden mi belirliyorsunuz yoksa materyal mi form ve konuyu belirliyor? 

Yekaterina Grygorenko: Materyalim hep değişiyor. Bu bir kumaş da olabiliyor, iplik de, boya da, tel, atık malzemeler de ya da direkt olarak kendi bedenim de benim malzemem haline gelebiliyor. Konuyla alakalı malzeme seçimim olmuyor aslında, her şey birbiriyle bağlantılı ilerliyor, ne anlatmak istiyorsam zaten bilinçaltımda materyaliyle canlanıyor. Bu yüzden malzeme seçimi gibi bir aşamam yok. Fakat şu sıralar yeni bir projeye giriştim. Arkadaşlarımın annelerinden çeyizlerinde olan, orada burada kalan kullanılmayan kumaşları, boncukları, iplikleri topluyorum. Malum ekonomi çok iç açıcı ilerlemiyor. Ben de olasılıkları değerlendirmek için uğraşıyorum diyebilirim. Yani şu aralar bir kumaş toplayıcısına dönüştüm bunun sonucu ne olacak heyecanla bekliyorum tabii. O yüzden atık kumaşı olan varsa Bostanlı’dayım, beklerim. 

İzmir.Art: Sanat dallarında çeşitli çalışmalarınız var (fotoğraf , enstalasyon, video, resim), yerleştirme sanatınızın gösterişli ve etkileyici olduğunu düşünüyoruz, ancak siz kendinizi hangi alana daha yakın hissediyorsunuz? Ya da hepsine eşit uzaklıkta mısınız? 

Yekaterina Grygorenko: Sanırım hepsine eşit yakınlıktayım. Resim çok ayrı bir söylem şeklim. Şiir gibi düşünüyorum resimlerimi. Dikiş ve kumaşlarla olan ilgi ve alakam zaten annelerden yadigar gibi, o yüzden orası dokunulmaz alanım. Bedenimin kendisi ise apayrı bir deneyim benim için. Genel olarak baktığımızda hepsi araştırma malzemelerim ve metodlarım oluyorlar. Neyi ne zaman kullanacağım da bilinçaltımda gizli.

İzmir.Art: İki farklı kültürel referansa ve bunlar içinde o kültürlere ait motiflere, renklere ve simgelere sahipsiniz. Bunlar, çalışmalarınıza-üretimlerinizde kendilerini nasıl gösteriyor?

Yekaterina Grygorenko:  İki ulusa da, iki kültüre de bu kadar yakın olup, bir yandan da bu kadar uzak hissetmek arada yoruyor. Ama kendimi tanımak için çok büyük bir alan aslında, iki koca kültür var içimde. Bunun içinde yüzmek büyük zenginlik bence. Kimliğimi bu ikililik belirliyor.

İzmir.Art:  Yaşadığınız kentin üretimleriniz üzerinde etkisi nedir? İzmir ile nasıl bir bağ var aranızda?  

Yekaterina Grygorenko: İzmir’i çok seviyorum. Sakin, güzel bir şehir. Etkisi kesinlikle vardır. Mesela işlerimin doğrudan oluşu, bence İzmir’in bu kadar ileri görüşlü ve açık olmasındandır. 

İzmir.Art: Salgın hastalıklar, savaşlar ile dolu bir döneme şahit oluyoruz. Sanatın böylesi dönemlerde insan gündeliğindeki yeri nedir size göre? 

Yekaterina Grygorenko: Kaçış, kurtuluş yeridir. Sanattır bize iyi gelecek şey. Bende, bizi güçlü tutan, umut veren, keyif veren bir yeri var sanatın. Sanat, bireyi bireye en iyi anlatabilen şeydir bence. Ama sanatın sadece bu günlerde değil her gün bizimle olması lazım. Belki hep bizimle olsaydı, böyle günler de görmezdik. Çünkü sanat, kendisini kendine sevdirebilen güce sahiptir. Ve kendini sevme sanatıyla da karşındakini de sevebilme potansiyeliyle büyürsün. İşte o zaman hayat çok daha farklı olur.

Fotoğraflar
Videolar