Homeros, Christopher Nolan ve "The Odyssey"

"The Odyssey", vizyon yolculuğunun ardından sinema dünyasında uzun süre konuşulacak bir yapım olmaya aday. Homeros’un binlerce yıllık mirası, bir kez daha modern dünyanın hayal gücüyle çarpışıyor.

İzmir.Art 10 Temmuz 2026

Homère [The Blind Homer] Chaillou-Potrelle, Paris: 1816Hollywood’un dahi yönetmeni Christopher Nolan, Oppenheimer ile kazandığı devasa zaferin ardından rotasını insanlık tarihinin en eski, en köklü hikayesine kırdı. Odysseus'un 20 yıllık serüveni, Nolan'ın tam 20 yıl önce hayalini kurduğu The Odyssey filmiyle nihayet beyaz perdede buluşuyor. 7 Temmuz’da Londra’da görkemli bir prömiyer yapan ve 17 Temmuz’da vizyona girecek olan "The Odyssey", sadece teknik bir sinema olayı değil. Bu film, kökleri tam olarak Anadolu topraklarına, Çanakkale’deki antik Troya kentinden başlayan bir destanın, modern teknolojinin en uç sınırlarıyla yeniden doğuşu. En önemlisi de bu hikaye, antik çağın en büyük destanları İlyada ve Odysseia’nın yazarı olan, İzmirli efsane ozan Homeros’un zihninden çıktı.

Avrupa edebiyatının kurucusu kabul edilen büyük ozan Homeros, antik Smyrna’da (bugünkü İzmir) yaşamıştı. Asıl adı olan ve "Meles’in Oğlu" anlamına gelen Melesigenes ismini, doğduğu İzmir’deki Meles Çayı’ndan ve o dönemin efsanevi nehir tanrısından almıştır. Destanları tam olarak nerede kaleme aldığı tarihsel olarak bilinmese de Homeros’un bu topraklara bıraktığı miras tartışmasızdır.

Batı Edebiyatının Temel Taşı: Odysseia Ne Anlatır?

Christopher Nolan’ın beyaz perdeye taşıdığı Odysseia, sadece bir mitoloji hikayesi değil; modern Batı kültürünün ve edebiyatının günümüze ulaşan en eski temel taşlarından biridir. Homeros'un MÖ 8. yüzyılın sonlarında, Anadolu’nun bir kıyı kenti olan İyonya'da yazdığı/derlediği tahmin edilen bu destan, aslında okunmaktan ziyade dinlenmek amacıyla üretilmiş köklü bir sözlü geleneğin ürünüdür. 12.110 dizeden oluşan bu devasa eser, edebiyat tarihine doğrusal ilerlemeyen (in medias res / hikayenin ortasından başlayan) zaman kurgusunu ve çok katmanlı karakter seçimlerini kazandıran ilk metindir.

Destanın özü, on yıl süren Troya Savaşı’nın ardından İthaka Kralı Odysseus’un evine dönmek için verdiği ve bir on yıl daha süren epik yolculuğunu konu alır. Odysseus açık denizlerde Kiklop Polyphemus, cadı tanrıça Kirke, büyüleyici Sirenler ve canavarlarla savaşırken; evinde ise onun öldüğünü varsayarak sarayına çöken 108 azılı talip, eşi Penelope ve oğlu Telemakhos'un varlığını tüketmektedir. Kahramanımız zekasıyla ve kurnazlığıyla tüm bu engelleri aşmaya çalışırken, kibirli doğası yüzünden deniz tanrısı Poseidon’un gazabını üzerine çeker ve sılaya dönüşü bitmek bilmeyen bir cezaya dönüşür. İşte Nolan, sinema tarihinde James Joyce’tan Dante’ye kadar sayısız sanatçıya ilham vermiş bu 2800 yıllık kültürel anıtı modern sinemanın diliyle yeniden yorumluyor.

The Odyssey

C. Nolan’ın senaryosunu 2024’ün başlarında yazmaya başladığı ve Şubat - Ağustos 2025 tarihleri arasında Fas, Yunanistan, İtalya, İzlanda ve Malta gibi dünyanın dört bir yanında çekilen "The Odyssey", 250 milyon dolarlık bütçesiyle yönetmenin kariyerindeki en pahalı ve en iddialı yapım. Film, Troya Savaşı’nın bitişiyle başlıyor ve İthaka Kralı Odysseus’un (Matt Damon), savaştan galip ayrılmasına rağmen tanrıların gazabına uğrayarak evine, krallığına ve sadık eşi Penelope’ye (Anne Hathaway) dönmek için verdiği 10 yıllık o meşhur varoluş mücadelesini anlatıyor.

Ancak Nolan, bu yolculuğu doğrusal (kronolojik) bir çizgide değil, kendi imzasını taşıyan zaman bükücü ve non-linear (doğrusal olmayan) bir anlatıyla sunuyor. Klasik bir "canavarlarla savaş" aksiyonu yerine; Emily Wilson’ın modern çevirilerinden ilham alarak Odysseus’u kusursuz bir kahraman değil, son derece kurnaz, stratejik ve her adımında psikolojik sınırları zorlanan "gri" bir karakter olarak işliyor. Kiklop Polyphemus’tan büyücü Circe’ye, Sirenler’den Calypso’ya kadar antik metindeki tüm mitolojik arketipler, filmde sadece birer düşman olarak değil; Odysseus’un zihnindeki travmaları, kibri ve insan doğasının karanlık yönlerini tetikleyen birer psikolojik bariyer olarak karşımıza çıkıyor.

Prömiyerin Ardından: Nolan’ın "Başyapıtı"

Londra prömiyerinin hemen ardından gelen ilk tepkiler sinema dünyasını salladı. Variety’den Alex Ritman, galadaki atmosferi "son zamanların en etkileyici küresel prömiyeri" olarak tanımlarken, ünlü oyuncu John Leguizamo filmi doğrudan Nolan’ın "başyapıtı" (magnum opus) olarak ilan etti. The Guardian’ın kıdemli sinema yazarı Peter Bradshaw ise derin bir okuma yaparak, filmi "savaş sonrası hayal kırıklığının ve ölülerin tanıklık ettiği bir masumiyet kaybı hikayesi" olarak nitelendirdi. IndieWire editörü Anne Thompson ise filmin beklentileri fazlasıyla karşıladığını belirterek, yapımı "yenilmesi gereken en güçlü En İyi Film Oscar adayı" olarak gösterdi.

Karakterlerin Derinliği ve Oyuncu Kadrosu

Time dergisinden Eliana Dockterman, Nolan ile yaptığı derinlemesine söyleşide, yönetmenin Homeros’un metnine ne kadar sadık kaldığını ama tematik olarak hikayeye çok daha insani ve psikolojik bir yerden yaklaştığını belirtti. Dockterman’a göre Nolan, Odysseus’u sadece klasik bir kahraman gibi değil, derin bir karakter çalışması olarak ele alıyor. Hatta filmdeki meşhur sirenler (deniz kızları), Odysseus’u sadece şarkılarıyla büyülemiyor; onu şarkılar üzerinden adeta "psikanaliz ederek" varoluşsal bir krize sürüklüyor.

Odysseus rolündeki Matt Damon, hem sıradan bir insanı hem de bir süper kahramanı andıran performansıyla büyük övgü topladı. The Guardian’dan Erik Davis ise Robert Pattinson’ın "Antinous" rolüyle adeta şovu çaldığını, sinsi ve manipülatif bir kötü karakteri ustalıkla canlandırdığını yazdı. Anne Hathaway’in hayat verdiği Penelope ise sadece evde ağlayarak bekleyen bir eş değil; Nolan’ın "fırtınalı ve Odysseus’a denk" bir karakter olarak kurguladığı, Hathaway’in ise "patlamaya hazır bir volkan" olarak tanımladığı güçlü bir figür olarak karşımıza çıkıyor.

Matt Damon is Odysseus and Himesh Patel is Eurylochus in The Odyssey.Melinda Sue Gordon—Universal Pictures

Eleştiriler ve Tartışmalar: 

Tabii ki bu çapta bir yapım, eleştiri oklarının ve hararetli tartışmaların da hedefi oldu. The Lupita Nyong’o’nun Truvalı Helen olarak seçilmesi, muhafazakâr çevrelerde "blackwashing" (siyahi tipleştirme) tartışmalarını tetikledi. Ancak Nolan, oyuncunun rolde ihtiyaç duyduğu "güç ve duruşu" sergilediğini belirterek bu tercihi savundu; Nyong’o ise Helen’i sadece "bin gemiyi yürüten bir yüz" olarak değil, güzelliğin ötesinde bir derinlikle canlandırmayı seçtiğini belirtti.

Dil Kullanımı ve Modern Amerikan İngilizcesi Tartışması

Filmde karakterlerin modern Amerikan İngilizcesi ve aksanlarıyla konuşması, geleneksel çevrelerde büyük şaşkınlık yarattı. The Hollywood Reporter yazarı James Hibberd, bu tercihin tarihi epik filmlerdeki o bildiğimiz "yazılı olmayan Britanya aksanı kuralından" çarpıcı bir sapma olduğunu belirtti; hatta bazı sahnelerin "Antik İthaka’dan ziyade, New York’taki Ithaca kentindeymişiz" hissi verdiğini yazdı. Nolan ise bu eleştirilere, izleyicinin entelektüel bariyerlere takılmadan karakterlerle doğrudan duygusal bir bağ kurmasını istediğini söyleyerek yanıt verdi. Yönetmen, toprakla bağı olan, çok daha "topraksı" (earthy) bir anlatı hedeflediğini vurguladı.

Mia Goth is Melantho and Anne Hathaway is Penelope in The Odyssey.Melinda Sue Gordon—Universal Pictures

Tarihsel Doğruluk ve Teknik Eleştiriler

Görsellik ve kostüm tasarımları da tarihçilerin ve eleştirmenlerin gözünden kaçmadı. Agamemnon’un zırhı, Nolan’ın Batman filmlerindeki "Batsuit" zırhına benzetilerek fazla "fantastik" bulundu. Ancak Nolan, Time dergisinde bu tasarımı savunarak, antik mezarlarda bulunan karartılmış bronz hançerlere atıfta bulundu ve Agamemnon’un yüksek statüsünü pahalı malzemelerle vurgulamak istediklerini söyledi.

Gemilerin yapısal olarak antik Yunan birimlerinden ziyade Viking gemilerini andırması da tarihçiler arasında tartışma yarattı. Buna karşın ünlü tarihçi Tom Holland (oyuncu ile karıştırılmamalı), "Odysseus gerçekte var olmadığı için kesin bir doğruluktan söz edilemeyeceğini" savunarak, titiz bir detaycılık yerine sinemada "empresyonist bir yaklaşımın" çok daha etkili olduğunu ifade etti.

A scene from Nolan's The Odyssey.Melinda Sue Gordon—Universal Pictures

Son Söz

Nolan, Time dergisindeki söyleşisinde Homeros’u "kendi döneminin Marvel’ı" olarak tanımlıyor; antik anlatıların modern popüler kültürün temelini nasıl oluşturduğuna bu pencerereden yaklaşıyor. Tamamen IMAX kameralarıyla çekilen ilk film olma özelliği taşıyan "The Odyssey", vizyon yolculuğunun ardından sinema dünyasında uzun süre konuşulacak bir yapım olmaya aday. Homeros’un binlerce yıllık mirası, bir kez daha modern dünyanın hayal gücüyle çarpışıyor. Büyük edebiyat uyarlamaları her zaman tartışma yaratır ama asıl büyüleyici olan, bu kadim hikayelerin yüzyıllar sonra bile hâlâ yeni cümlelerle anlatılmaya değer bulunmasıdır.

 

Faydalanılan Kaynaklar

https://au.variety.com/2026/film/news/the-odyssey-world-premiere-london-38309

https://www.theguardian.com/film/2026/jul/07/christopher-nolan-odyssey-critic-reactions-damon-pattinson-holland-hathaway

https://time.com/article/2026/05/12/christopher-nolan-odyssey-interview/

 

Fotoğraflar
Videolar