Şehrin Tam Ortasında, Biraz Kenarında: İzmir Fringe Festivali
Son zamanlarda kültür sanat dünyasında sık sık karşımıza çıkan bazı kelimeler var. Alternatif, bağımsız, disiplinlerarası, deneysel… Bir de “fringe” var. Üstelik artık İzmir’de de var.
Son zamanlarda kültür sanat dünyasında sık sık karşımıza çıkan bazı kelimeler var. Alternatif, bağımsız, disiplinlerarası, deneysel… Bir de “fringe” var. Üstelik artık İzmir’de de var.
İlki 28 Eylül–4 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleşen İzmir Fringe Festivali, Konak’taki farklı mekânlara yayılan programıyla performanstan dansa, komediden mask tiyatrosuna uzanan farklı üretimleri seyirciyle buluşturdu. İstanbul, Antalya, İzmir, Melbourne, Montreal ve Paris’ten sanatçı ve toplulukların yer aldığı festival, ilk yılında farklı disiplinleri ve üretim biçimlerini bir araya getiren mütevazı bir programla yola çıktı.
Neymiş Bu Fringe?
Fringe’in hikayesi 1947’de Edinburgh’da başlıyor. Edinburgh Uluslararası Festivali’ne davet edilmeyen sekiz tiyatro topluluğu, davet edilmemiş olmalarını pek umursamayıp şehre geliyor ve kendi oyunlarını oynamaya başlıyor. Festivalin merkezinde değiller; kıyısında, çeperindeler. Zaten “fringe” kelimesi de kabaca bu anlamı taşıyor: kenar, çeper.
Sonrası biraz kontrolden çıkıyor. İyi anlamda.
Yıllar içinde Edinburgh Fringe dünyanın en büyük sahne sanatları organizasyonlarından birine dönüşüyor. Tiyatrolar yetmiyor; barlar, bodrumlar, kiliseler, sokaklar, bulabildiğiniz hemen her yer sahne olabiliyor. Büyük prodüksiyonlarla ilk kez seyirci karşısına çıkan işler, profesyonellerle amatörler, çok iyi oyunlarla muhtemelen pek de iyi olmayan oyunlar aynı şehrin içinde yan yana geliyor. Belki Fringe fikrinin en çekici tarafı da burada. Size neyi beğenmeniz gerektiğini söylemek yerine önünüze kocaman ve şehrin her yerine uzanan bir alan açıyor. Elbette bugün dünyanın farklı şehirlerinde yapılan her Fringe, Edinburgh’daki modelin aynısı değil. Olmasına da gerek yok. Her şehir kendi imkânıyla, sanatçısıyla, seyircisiyle başka bir şey kuruyor. O zaman belki doğru soru “Fringe nedir?” değil. Bir şehrin Fringe’i ne olabilir?
Kimeymiş Bu Fringe?
İlk akla gelen cevap: Sanatçı,üretici. Özellikle de kendine yer bulmakta zorlanan sanatçı. Sahnesi olmayan, adı henüz afişin üzerinde seyirci çekmeye yetmeyen hatta belki bir afişi bile olmayan, yaptığı iş kolayca bir kategoriye girmeyen ya da sadece yeni bir şey denemek isteyen biri. Görünür olmak çok önemli ama mesele sadece bu mu? Belki Fringe’ın sanatçıya sunduğu daha değerli bir şey var: Başkalarıyla karşılaşmak.
Başka bir oyunla, başka bir disiplinle, başka bir çalışma biçimiyle, kendi çevresinin dışına çıkmakla. Başkasının yaptığına bakıp kendi yaptığını yeniden düşünmekle. Çünkü üretmenin tehlikelerinden biri de kendi küçük dünyamızın içinde yaptığımız şeyin çok iyi olduğuna kolayca ikna olabilmemiz değil mi? Fringe biraz da o dünyanın kapısını açık bırakıyor olabilir.
Bir de seyirci var tabii. Belki Fringe’in seyirciden istediği şey daha bile zor: Bilmediğin bir şeye şans ver. Oyuncusunu tanımıyorsun. Yönetmenini hiç duymadın. Ne izleyeceğine dair en ufak bir fikrin yok. Yine de girer misin? Bir saatini, akşamını, paranı hakkında pek bir şey bilmediğin bir işe verir misin? Fringe’in seyirciyle yaptığı küçük anlaşma belki de bu. Sana iyi vakit geçireceğinin garantisini vermiyor. Karşılığında keşfetme ihtimali sunuyor. Bazen çok iyi bir şey göreceksin. Bazen “Ben az önce ne izledim?” diye çıkacaksın.
İzmir’de Olur mu Bu Fringe?
Geldik biraz karışık kısma. İzmir Fringe’e uygun bir şehir mi? İlk bakışta cevap pek iç açıcı olmayabilir. İzmir’de bağımsız üreticilerin kullanabileceği sahnelerin sayısı sınırlı. Bir tiyatro topluluğunun düzenli üretim yapabileceği, seyirci geliştirebileceği ve birkaç sezon boyunca ayakta kalabileceği alanları saymaya kalktığımızda çok uzun bir liste çıkmıyor. Ama İzmir tiyatroya ilgisiz bir şehir de değil. Büyük turne prodüksiyonları, bilinen oyunlar, tanınmış oyuncular geliyor. Salonlar doluyor. Oyunlar kapalı gişe oynuyor. O zaman insan ister istemez soruyor: İzmir tiyatro seyircisi mi, yoksa daha çok turne seyircisi mi?
Belki ikisi de. Bilmediğimiz bir topluluğun, tanımadığımız oyuncularla yaptığı bir oyuna giderken aynı heyecanı duyuyor muyuz? Tiyatroyla ilişkimiz ne kadar meraka, ne kadarı bildiğimiz isimlerin verdiği güvene dayanıyor? Fringe tam burada biraz huzursuz edici bir öneride bulunuyor: Tanımadığın şeye de bak. Üstelik mesele sadece seyirci değil. İzmir’de üretim yapanlar birbirlerinin ne yaptığını ne kadar merak ediyor? Birbirlerinin oyunlarına gidiyor, başka disiplinlerde üretilen işleri takip ediyor, gördükleri bir işten sonra dönüp kendi yaptıklarına yeniden bakıyorlar mı? Yoksa zaman zaman kendi küçük çevrelerimizde üretip sonra da neden yeterince görünür olmadığımızı mı konuşuyoruz? Birbirimizin ne yaptığını yeterince merak etmeden, başkalarının bizi merak etmesini bekliyor olabilir miyiz?
Belki İzmir’in Fringe’e ihtiyacı tam da burada başlıyor.
Yeni bir festivalimiz olsun diye değil. Takvime bir etkinlik daha eklemek için hiç değil. Biraz birbirimize çarpmak için. İzmir Fringe’in de bu noktada cevaplaması gereken bir soru var: Bu karşılaşmayı gerçekten yaratabilecek mi? Yoksa zaten birbirini tanıyan küçük bir kültür sanat çevresinin birkaç günlüğüne başka mekânlarda yeniden buluştuğu bir etkinlik olarak mı kalacak? Bilmiyoruz. Zaten ilk yılında bir festivalden bütün şehrin tiyatroyla ilişkisini değiştirmesini beklemek de biraz insafsızlık olur. Belki ilk yıl için daha küçük bir beklenti yeterli: Daha önce adını duymadığımız birinin işine gitmek. Normalde önünden geçip gittiğimiz bir mekâna bu kez bir şey izlemek için girmek. Bir seyircinin festivalden çıkıp “Böyle bir şey de varmış,” demesi. Küçük şeyler. Bir şehrin sanatla ilişkisi biraz da böyle değişmeye başlamıyor mu? O yüzden “İzmir’de Fringe olur mu?” sorusunun cevabını henüz bilmiyoruz. Belki olmaz. Belki birkaç yıl sonra dönüp bunun pek de iyi bir fikir olmadığını konuşuruz. Ama İzmir’in daha fazla sahneye, daha fazla karşılaşmaya, daha fazla meraka ve özellikle de bilmediği bir şeye bakma cesaretine ihtiyacı varsa…iyi ki deneniyor diyebilmek için yeterli nedenimiz var.