Farklı Bir Edebiyat Yolculuğu: Alacakaranlık Edebiyatı

Kaleme alınan denemede minör edebiyatın özgürleştirici perspektifi üzerinden, farklı bir yazma pratiğinin olanaklı olduğuna dair bir tartışma okurlara sunuluyor.

Anıl YILDIZ 5 Temmuz 2022

FARKLI BİR EDEBİYAT YOLCULUĞU

ALACAKARANLIK EDEBİYATI

Edebiyat, büyüsü bozulmuş dünyayı tekrar büyülemenin yollarından biridir. Ama nasıl bir edebiyat pratiği bu sihri tekrar yaratabilir? Minör edebiyatı merkeze alan Alacakaranlık Edebiyatı bu anlamda bir alternatif olabilir. Bu edebiyat pratiği, verili dil'in dizgesel yapısını parçalayarak sabit bir söz dizimine sabit olmayanları unutulmuşluk uçurumundan çıkartıp onların kendi adlarına konuşmalarını sağlayarak suskunluğu, sessizliğin dilini ortaya çıkartabilir. 

 Alacakaranlık Edebiyatı, Tanrı - Yazar'ın ölümünü ilan eder, dönemin hakim edebi kanonuna karşı çıkar. Anlam, kavram labirentine hapsolmuş "öteki"nin yaşam - söylem olanaklarını icat etmesine yardımcı olur. Bu edebiyat anlayışı bir "patika- dil" keşfetmenin amacındadır. Bu patika-dil ile varlığın en kuytu yerlerini keşfetmek ve yeni bir insan anlayışına doğru ilerlemek amacındadır.

 Siyasi, dini, büyük felsefi sistemler­, yani büyük anlatılar "küçük insanlar"ın seslerini duyurmalarının önündeki en büyük engellerdir. Alacakaranlık Edebiyatı, eleştiri ve estetiğin birleştiği yerde, dünyanın teninde dans eden bu küçük insanların neşesini geleceğe aktarmaya çalışır. Bu noktada "edebiyat ve temsil" ilişkisi önemlidir. Bu edebiyat anlayışını geliştirmeye çalışanlar, her temsil ilişkisinin iktidarlaşmanın nüvesini içinde barındırdığını bilir. Ve "öteki"yi temsil etme iddiasından uzak durur.

 İnsan merkezli, dikotomik düşünce eleştirilir. Ve tek boyutlu dünyaya hapsedilmeye karşı, yaratılacak eserlerle estetik bir direniş sergilenir. Burada bahsedilen edebiyat anlayışı, kendinden önceki bilhassa minör bir tarzda yapılan edebiyat eserlerini kapsayarak aşma iddiasındadır. Bilhassa estetik bir kritik üretme önemlidir. Örneğin, Kafka'nın Dönüşüm adlı eserindeki Gregor Samsa karakterinin veyahut Camus'nün Yabancı adlı eserinde yarattığı Mersault karakterinin günümüzde güncellenmesi gerektiğini iddia eder. Çünkü günümüzün ethos'u farklıdır. Ve bu karakterler bu ethos kavranarak aşılmalıdır.

 Aklın sınırlarını ihlal edenlerin, uçurumdan düşerken yazıp çizenlerin, dünya ağrısını Sisifos gibi sırtında taşıyanların, iyinin ve kötünün ötesini mekân tutanların kendi sözlerini söyleme kudretidir Alacakaranlık Edebiyatı. Bu nedenle gerçekliğin basıncında bir yarık açar. Tarihi gidişatı afallatacak eserler üretebilir ve insanların özgürlüğün kokusunu duyumsamalarını sağlayabilir.

 Alacakaranlık Edebiyatı yaratıcıları yaşamı bir macera olarak görürler ve bu anlamda bir kâşiftirler. Bir kâşif olarak tıkanmış edebiyat yolunda patika yollar açarlar. Amaçları "Edebiyat Olarak Yaşam"a kavuşarak, yaratıcı ve yıkıcı arzu ile yeni yaşam olanaklarının keşfi ve ufkun ötesine ulaşma isteği ile kendilerinden dahi özgürleşmedir. Böylece kendilerini oluş ırmağında sonsuza kadar arındırmak isterler.

 Bu edebiyat disiplinler arası bir çalışma tarzını yukarıda da belirtildiği üzere etik - estetik - kritik bir üretimle benimser. Felsefe, sosyoloji, psikanaliz, eleştirel sanat okumaları, çalışmaları yapar. Bilgiyi karşısındakine bir iktidar aracı olarak kullanmaz, kalabalıkların uğultusundan, ideolojik sanrılardan, dogmatik mümin insanın hezeyanlarından arınmaya çalışır. Neşeli bir bilgeliğe giden patika yolları keşfetmeyi amaçlar.

 Absurde Karakter'i çağın koşullarına uyarlar. Bu uyarlamayı Modernite'nin kapanına kısılmış insanının günümüzdeki açmazları doğrultusunda gerçekleştirir. Bu anlamda Alacakaranlık Edebiyatı'nın doruğunda, ufkunda yeni edebi karakterler toplumsal alana müdahale etmek üzere doğarlar. Bu karakterler, insanın insanla, doğayla, toplumla, devletle ilişkisini kökten, geri dönüşü olmayacak bir şekilde sorgularlar. Ve bu karakterler dünyaya hınç ile bakan dogmatik inançlı insanlara karşı bilgeliği, bilgelik sevgisini doğa sevgisi ve aşktan ayrı düşünmezler.

 İyi edebiyatın yıkıcı ve eleştirel olduğu gerçeği Alacakaranlık Edebiyatı yaratıcıları tarafından hiç akıldan çıkarılmaz. "Yazı neyi kurtarır?" sorusu bu kişilerin uykusunu kaçırır. Çünkü tek sermayeleri yazıdır. Yazıyı estetik bir görme biçimiyle kullanırlar ve bizlere yeni özgürlük alanları açarlar. Bunu yaparken erkek - akıl ile hesaplaşmış, dikotomik ve insan merkezli görüşlerden arınmış bir felsefi düşünüş, gündelik yaşamın çatlaklarından beslenen, sosyolojizmden uzak bir ilişkisel sosyoloji ve arzunun yıkıcı, yaratıcı etkisinin farkında olup bunu bastırmayan bir psikanaliz ile hemhal olup bunlardan yararlanan bir görme biçimi geliştirmeye çalışırlar.

 Alacakaranlık Edebiyatı'nın etik sorumluluklarından biri de iktidar tarafından ruhu çalınan kelimeleri geri alma arzusudur. Bunu, hafızanın geleceğe ışık tutması için, insanlığın ortak mirasında yara açmamak için, yeni özgürlük alanları yaratmak için yaparlar. Her şeyden önce de ötekileştirilenin iktidarı arzulamasının önüne geçmek için... Çünkü kavramlar, kelimeler yeri geldiğinde iktidarlar tarafından zihindeki bir hapishane olarak kullanılır ve böyle bir durumda kişi de gönüllü- kul haline getirilir.

 Bu anlamda, felsefe ölmeyi öğrenmekse, edebiyat varlığın içindeki gizi çözme macerasıdır.  Ve böylelikle yazma eylemi, belleğe kelimeleri nakış nakış işlediğimiz bir görme biçimi haline bürünür.

 Alacakaranlık Edebiyatı, dünyanın faça'sını bozar, dünyanın teninde iz bırakır. Bu izi bırakacak yegane kişiler ise bütün ötekiler, söz söyleme, yazma, çizme kudreti ellerinden alınanlardır. Onların hıncını öfkeye, kötülüğe değil, sanat aracılığı ile bilgeliğe, üstelik neşeli bir bilgeliğe dönüştürür. Bu edebiyat anlayışı bir nevi farmakon'dur. Bireyin ruhunda hem ilaç hem de zehir etkisi yaratır. Böylelikle bireyin dünyaya bakışını ve sınırlarını genişleten heretik eserler yaratır. İnsana ilişkin uç deneyimleri kişiye sunar, düşsel dünyamızı rengârenk kılar. Ve insana ilişkin yepyeni bir kavrayışın kapılarını açar. İnsanlığın özellikle edebiyat alanındaki bütün bilgi birikimini ortaklaşa bir şekilde kapsayarak aşma iddiasındadır.

 Yeni bir yazarlık anlayışı ile insana dair farklı bir kavrayışı edebiyat gündemine çıkartır. Esrik bir ruh hali ile doğayı seyreder. İnsanın karnavaleks doğasını gözler önüne serer. Arzumuza göre eyleyeceğimiz ve hiçbir kelama sığmayacak bir ömrü yaşamanın isteğinde ve özlemindedir.

 Bir felsefi düşünüşün büyüklüğünün, vakti geldiğinde kendisini içten patlatmayla imha ederek yeni düşünüş tomurcuklarını evrene saçması olduğunu bilir. Ve bu anlayışı edebiyat pratiğine taşır. Ancak bununla birlikte hiçbir edebiyat eserinin yaşamın bütününü kuşatamayacağını bilir. Bu nedenle Alacakaranlık Edebiyatı yürüyüşünde temkinlidir.

Sonuç olarak Alacakaranlık Edebiyatı bir davettir, şölen sofrasından kovulanlara, özgürce yaşama hakkı ellerinden alınanlara edebiyat aracılığı ile uzatılan bir eldir.

 Kendini bu dünyanın yabancısı hissedenlere, yitirilmiş uzak ezgileri tekrar dinleme ve söyleme kudreti kazandırma arzusundadır. Yersiz yurtsuzların edebiyat aracılığı ile "göçebe-yazın"da bitimsiz bir yolculuğa çıkmalarını sağlama amacındadır.

 Sanatın yaratıcılığı ve yıkıcılığını, etik-estetik bir birleşimle insanlığın binlerce yıllık birikiminden de yararlanarak günümüze taşıma ve özgürleşme deneyimidir.

 Ezcümle, Alacakaranlık Edebiyatı binlerce yıllık insan-oluş'un deruni, günümüze uzanan ve her daim kendisini aşacak olan yankısıdır.

 

Fotoğraflar
Videolar