İzmir Poetik: ... kapanma flâneur'ü engellemedi.

İzmir Poetik bu anlamda hem sanat adına hem de Covid-19’a karşı dayanışma için, bu şartlarda sanat üzerine ne yapılacağına dair oluşturulan bir birlik. İzmir Poetik, kendilerinin tanımladığı şekliyle: “Pandemi sürecinde İzmir’de psikocoğrafya kavramı ekseninde yaratıcı üretim için bir araya gelen bir sanatçı inisiyatifidir.” İzmir Art, İzmir Poetik’in amaçladıkları, etkinlikleri ve yürütecekleri inisiyatif üzerine bir röportaj gerçekleştirdi.

İzmir.Art 8 Haziran 2021

   İzmir Poetik, kendilerinin tanımladığı şekliyle: “Covid-19 Pandemi sürecinde İzmir’de psikocoğrafya kavramı ekseninde yaratıcı üretim için bir araya gelen bir sanatçı inisiyatifidir.” İzmir Art, İzmir Poetik’in amaçladıkları, etkinlikleri ve projeleri üzerine bir röportaj gerçekleştirdi.

   İzmir Art: Öncelikle merhaba. Tanışma ile başlayalım. İzmir Poetik nedir? Kimlerden oluşur? Yapmayı planladıklarınız nelerdir?

   İzmir Poetik – Simber Atay: İzmir Poetik, 2020 Kasım’ında düşünülen ve aralık ayında oluşturulan bir inisiyatif. Uzun süredir birlikte olan arkadaşlarız, zaman zaman birçok sanat projeleri, sergiler gerçekleştirdik. Ancak, Covid-19 zamanında hakikaten şu kolektif yalnızlık, kolektif izolasyon maalesef bizi de içine aldı ama biz bir şekilde arkadaşlığımızı tekrar hatırladık, tekrar birlikte olduk. Yani zaten birlikteydik ama bu şekilde farklı bir birliktelik de kurmak istedik, onun için İzmir Poetik bu anlamda hem sanat adına hem de Covid-19’a karşı dayanışma için, bu şartlarda sanat üzerine ne yapılacağına dair oluşturulan bir birlik.

   İzmir Art: Pandemi döneminde bir dayanışma dediniz hocam, sizleri bir araya getiren durum nasıl oluştu? Psikocoğrafya gibi bir kavramdan bahsediyorsunuz; üretimler üzerinden birbirinizle haberleşirken mi ya da kavramları konuşurken mi biz böyle bir şeyi neden yapmayalım mı dediniz? Bunu öğrenmek isteriz

   İzmir Poetik – Simber Atay: Psikocoğrafya, bizim ilgi alanlarımızdan bir tanesi bu konuda hem kendimiz birtakım projeler üretiyoruz hem de öğrencilerimizle birlikte geçmişte çalıştık. Dolayısıyla yöntem olarak da psikocoğrafyayı seçtik buradaki dışavurumlarımız konusunda. Ama öbür taraftan da biz İzmir'i çok seviyoruz ve İzmir'i çok dolaşan, gezen insanlarız. Ama dediğim gibi bu Covid-19’dan dolayı içerde yaşamaya başladık zorunlu olarak. İzmir'i özledik, Burada, içinde olmamıza rağmen kentimizi özledik O yüzden de bu psikocoğrafya yöntemini acaba nasıl tekrar hayata geçirebiliriz nasıl kendi hayatımıza uygulayabiliriz şeklinde bir girişimde bulunduk. Mesela Pınar hanımla geçen sene öğrencilerle birlikte çalışmıştık psikocoğrafya projesinde yani zaten alışkınız bu işe bunu biraz daha gündeme getirelim dedik.

   İzmir Poetik – Gözde Yenipazarlı: Merhaba, ben Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü'nde araştırma görevlisiyim ve şu an doktorama devam ediyorum. Biz İzmir Poetik olarak aslında daha önce de farklı sanatsal projelerde, bir araya gelmiştik. Pandemi süresince hepimizin evlere kapandığı süreçte tekrar kendi alanlarımızda üretime başladık. Fakat bir anlamda kendimizi ifade etme aracı olarak tabii fotoğrafa başvuran bir inisiyatifiz. Farklı duyarlılık alanlarımız var. Konularımız ayrı olmasına rağmen bizi bağlayan şey, bir araya getiren şey fotoğraf oldu. Kimimiz kentin kaybolmuş, terkedilmiş mekanlarında çalışırken, kimimiz de örneğin Simber Hocam gibi doğal güzellikleri ele alıp çekti. Kimimiz Nezaket Hocam gibi yaşamını yitirmiş canlılarla ilgili çalışma yaptı. Ahmet Bey gibi günlük yaşamından kesitler sunan çalışmalar oldu. Ben inanıyorum ki üretimlerimiz de bu şekilde farklı konularla devam edecek. Şu anda bir instagram sayfamız var. Orada fotoğraf serilerimizi paylaşmaya devam ediyoruz. Web sitemiz de şu an yapım aşamasında. Orada da bilgileriniz güncellenecek ve en kısa zamanda yayına girecek. Şu anda gündemimiz son bir senedir pandemi olduğu için bunun üzerine üretimler yapıyoruz. Bize, İzmir Art kapsamında yer ayırdığınız ve ilk söyleşiyi bizimle yaptığınız için gerçekten çok teşekkür ederiz. Bu birlikteliğin umarım ki devamı gelecektir.

   İzmir Art: Ben teşekkür ederim. Onur Bey’in bir sorusunu iletmek isterim. İzmir Poetik kenti anlamamız için bize aracılık ediyor. Pandemi ile birlikte kimi   kent sakinleri kendilerini daha güvende hissedecekleri sahil kasabalarına, köylere yerleşiyorlar. Bu durumda kentlerin kırsal alanları gözünüzde nasıl değişiyor? İzmir Poetik’in bu alanla ilgili özel bir çalışması olacak mı?

   İzmir Poetik – Nezaket Tekin: Öncelikle merhaba. Bu kaygı, evde kapalı kalma durumu, kentlerin insanları giderek boğması gibi meseleler aslında bu pandemi ile de başlamadı belki son beş yılda biliyorsunuz İstanbul'dan ve başka şehirlerden İzmir'e de İzmir'in periferilerine fazlaca göç oldu. Pandemi ile bu, daha da arttı. Bunun en belirgin etkin sonucu, bence kiraların, arsa ve ev fiyatlarının inanılmaz derecede artması oldu. İş bir fırsata çevrildi. İnsanların kente bakışı, yanlış yapılaşmaya ilişkin bilinçsizlik değişmedikçe periferilerde de aynı sorunlar devam edecek.

   İzmir Art: O zaman, bu durumlar yaptığınız çalışmalara da yansıdı. Özellikle yaptığınız ilk çalışmadan, “Gezintiler Zamanı”ndan bahsetmek gerekiyor. Bir kısmına instagram sayfanızdan da ulaşılıyor. Her biriniz neler yaptınız? Süreci sizden dinlemek isteriz. Psikocoğrafya temelli neler söylemek istersiniz?

   İzmir Poetik – Pınar Boztepe: Psikocoğrafya temel alanımız. Psikocoğrafya, coğrafi bir alanın insanların hislerine olan etkilerine ve daha genel olarak keşif ruhunu yansıtan durumlara uygulanabilir. Duygu,durum ve mekân arasındaki ilişkiyi yansıtan bir yöntemdir. Zamanında kültürle günlük yaşam arasındaki engelleri yıkmaya çalışan bazı sanatçılar, yazarlar, şairler bir araya gelmişler ve avangart bir hareket olan psikocoğrafyayı ortaya çıkarmışlar.  Pandemi zamanında kentle ya da yaşadığımız çevre ile olan ilişkimizi anlatmada oldukça elverişli bir yöntem psikocoğrafya. Tam pandemi başladığı dönemde sanatta yeterlilik tezimi teslim ettim. O dönemde de tezimin bir parçası da psikocoğrafyaydı. Teorik, kavramsal her açıdan inceledim. Bizim için gerçekten çok etkili bir yöntem olduğunu hep birlikte keşfettik. Tezimin sonucunda bir proje gerçekleştirdim. Projem daha çok kavramsal ve metaforik olarak incelediğim balık çiftlikleri ile ilgiliydi ve yine psikocoğrafi bir keşifle bulduğum bir mekândı.  Bu projenin başlığı Yuva’ydı. Tam pandemi içine girdiğimiz anda, yuva, sınır, mekân, topografya- bu tarz kavramları böyle derinlemesine incelemeye başladım ve sonrasında İzmir Poetik ile yine kentle olan yaşadığımız izolasyonla olan o dönemi birlikte keşfettik diyebilirim.O dönem ben projem dolayısıyla farklı birtakım teknikleri izledim. Mesela havadan bakışı keşfettim. Bu durum farklı görme biçimlerini de keşfetmeme vesile oldu, termal kamera da bunlardan biriydi benim için. Farklı teknikleri kullanarak, görünenin ötesini gösteren görüntüleri psikocoğrafya temelli ele almaya çalıştım. “Gezintiler Zamanı” da benim açımdan bu temelde oluşturduğumuz bir çalışma oldu.

Gezintiler Zamanı - Pınar Boztepe Mutlu

   İzmir Art: Kolektifin diğer üyelerinin fikirlerini de merak ediyorum. Evet sonuçta fotoğrafları göz önüne alınca gezintiler var bir yandan da Flâneur’lük var. Pandemi ve sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte, acaba flâneur, biricik sığınağından da oldu mu sizce? Maskesinin altında Yeni Normal’de nefes alabilecek mi? Dönüşen yeni gerçeklikte kendi varlığını sürdürebilecek mi flâneur? Bu konudaki fikirlerinizi almak isterim.

   İzmir Poetik – Aslıhan Güçlü: Ben cevap vermek isterim bu soruya, daha önce arkeoloji okudum Ege Üniversitesi'nde. Şimdi de Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Fotoğraf Anasanat Dalı’nda doktora yapıyorum. Daha önce de lisans ve yüksek lisansım da Dokuz Eylül'den. Yani evet, flâneur varlığını devam ettirecektir. Kendi çalışmam özelinde değerlendirmem gerekirse, söz konusu bu flâneur'ün yaptığı kaybolmalar, rotalar vesaire gibi deneyimler benim çalışmamın temposunu oluşturuyor. Ve özellikle pandeminin ilk başladığı bir yıllık süreç içerisinde bir şekilde insanın varlığının kentten çekilmesiyle beraber mekânı algılamamızın daha kolay olduğunu keşfettim. Dolayısıyla günlük yapmış olduğum rutin yürüyüşler ya da kent içerisinde daha önce deneyimleyemediğimiz alanları tekrardan keşfetme imkânı buldum. Dolayısıyla bu rotalar üzerinden de kendi çalışmamı gerçekleştirdim. Mesela instagram sayfasında da paylaştığımız iki tane rota var. Bir tanesi Konak'tan başlayıp oradan İzmir Arkeoloji Müzesi, Agora ve Kadifekale’ye, oradan da Kültür Park'a uzanan bir rota. Yani ben bu bütün rotaları aynı şekilde yürüyerek, tekrardan deneyimleyerek gerçekleştirdim. Ya da Alsancak İskele'den başlayıp Kıbrıs Şehitleri üzerinden Umurbey Mahallesi'ne kadar olan rota. Ve bu rotayı aslına bakarsanız haritalar üzerinden, yani İzmir'in geçmişine ait olan bazı haritaları inceleyerek tekrardan o bölgelere gidip geçmişe ait olan izlerini araştırdım diyebilirim. Dolayısıyla yani flâneur'lük kavramıyla da bu süreci deneyimlediğimi söylemek isterim.

   İzmir Poetik – Melih Elhan: Flâneur'lük kavramıyla ilgili ekleme yapabilirim. Ben de sinema mezunuyum, fotoğraf ve şiirle ilgileniyorum. Benim okumalarımda flâneur'ü aslında ikiye ayırıyorlar: Evcil flâneur – düşünsel yolculuk ve fiziki yolculuk. Bu kapanma ile birlikte aslında flâneur'lük dışarıda değil ama içeride devam etti. Evcil flâneur'lük dediğimiz türü daha ziyade gelişti ve zihinsel yolculuk daha fazla gelişti. İşte bunlar da yaptığımız okumalarla veya sinemalara gidemediğimiz için evde izlediğimiz filmlerle çıkılan bir yolculuk. Aslında bizim çalışmalarımız hem ev içi hem ev dışı olarak düşünülebilir. Yani flâneur'lük aslında bir şekilde devam ediyor. Yani kapanma flâneur'ü engellemedi. Ben özellikle Nezaket Hoca gibi bu pandemi dönemi ile birlikte İzmir'i terk edenlerdenim. Ben de Yeni Foça'dayım bir yıldır. Çalışmalarımı da çok ağırlıklı olarak Yeni Foça'da yaptım. Zaten fotoğraf anlayışıma da çok uygundu. Sokakların ıssız olması, zaten bulunduğumuz yer de köy gibi bir yer. O nedenle çalışma daha rahat oldu. Hem sağlık açısından daha uygun bir ortam mevcut, kalabalık olmadığı için hem de dediğim gibi çift taraflı flâneur’ü deneyimleme fırsatı oluştu, yani cumartesi-pazar kapandığı zaman evcil flâneur. O nedenle de iki türlü olarak düşünebiliriz.

Gezintiler Zamanı - Aslıhan Güçlü

   İzmir Art: Fotoğrafları incelerken Aslıhan Hanım da bahsetmişti, insan varlığının kentten çekilmesi ile özellikle kenti daha iyi hissedebilmek hususunda tekinsiz mekanlar ön plana çıktı. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

   İzmir Poetik – Simber Atay: Şimdi tabii tekrar psikocoğrafyaya ufacık bir parantez açmak istiyorum. Bir yöntem ama aslında her bireyin bu yöntemi seçmiş olan her bireyin öznel olarak da yorumladığı bir şey. Yani samimi olmak gerekiyor en önemlisi ve tabii her birimizin kendi hikâyeleri, kendi yolculukları, kendi yaşam haritaları var. Ona göre hepimiz ayrı ayrı yorumlarda bulunduk. Benim kişisel olarak dolaştığım yerler vardı Pandemi’den önce bilhassa gittiğim; ama sonra bu kısıtlamalar olunca bir taraftan bu ıssızlık aslında itiraf etmesi biraz zor ama garip bir özgürlük hissettim. Kimsenin olmadığı yerlerde dolaşmak... Bir de meselâ okulda bizim kampüste kimse yoktu ama sonra bahar geldi ve ben onu takip ettim. Makro  çekimlerle; sonra meselâ özel olarak bütün bir Covid sürecinde Eylül Kitabevi'ne gittim. Bizim eski okulumuzun karşısında ve şimdi halen orada; çok olağanüstü bir kitapçıdır. Bende,Magritte’in Işık İmparatorluğu’nu çağrıştırır. Çünkü orayı ben hem maddi hem manevi anlamda bir yaşam kaynağı olarak görüyorum. Dolayısıyla orada da gezdim. Bu anlamda samimi olmaya çalıştım ve böyle de fotoğraflar çektim. Ama yine İzmir'den beslendim, kentimizden beslendim ve hakikaten flâneuse olarak da birtakım hikâyeleri devam ettirmeye çalıştım. Bir de tabii alıntılar yaptım bol bol metinlerden. Zaten instagram hesabımızda da İzmirli şairlerden Melih Elhan, Veysel Çolak gibi sevdiğim yazarlardan alıntılar yaptım.

   İzmir Art: Dijital mecraya da değinmek gerekiyor. Son zamanlarda sanal müzeler, sergiler buna ek olarak galeriler oldukça popüler hale gelmeye başladılar. Yeni kültür mecraları oldu ve çok tercih ediliyorlar. Siz nasıl bakıyorsunuz dijital alanda bu üretimlerin paylaşılması ve tüketilmesi durumuna?

  İzmir Poetik – Didem Erişkin: Merhaba ben Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Grafik Tasarımı mezunuyum. Şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yüksek lisansıma devam ediyorum, tez aşamasındayım. Ayrıca Simber Hocamın da belirttiği gibi İzmir Poetik’de grafik tasarımcı olarak yer alıyorum. Dijital sergiler konusunu biz de ilk başta ele aldık fakat ilk önce online bir sergiden öte hepimizin daha çok Instagram gibi sosyal medya araçlarını kullandığını fark ettik. Günlük hikâyelerimizi veya günlük postlarımızı sürekli takipçilerimizle paylaşıyoruz. Bu yüzden ulaşılabilir olma adına Instagram ile başlamayı tercih ettik. Sergi deneyimini herkes gibi çok sevmemize rağmen, biraz daha günlük tutma, kayıt alma mantığında dijital içerik üretmeye karar verdik. Günümüzde sosyal medya bu noktada popüler kültür üreticileri ve tüketicilerinin ilk aklına gelen mecra oldu. Web sitemiz şu an çalışma aşamasında henüz aktif değil, aktif olduğunda belki sanal bir sergi yapabiliriz ama oradaki sergiyi de yine daha çok Instagram gibi biraz daha günlük bir mecra tadında kullanmak istiyoruz. Bu noktayı baz alarak belli bir kimlik ve tasarım dili inşa ettim, sayfada paylaşımlarımızı ona göre yapıyoruz. Sanatçı işleri belli bir grid sistemi içinde ve bu sayede işlerin kime ait olduğu anlaşılıyor. Bir nevi eser künyesi de yaratmış olduk. Aslında şu an bu bana göre sanal bir sergiden öte dijital bir günlük paylaşım deneyimi oldu diyebilirim.

   İzmir Poetik – Zekiye Buğurcu: Ben aynı zamanda sağlıkçıyım, radyoloji teknisyeniyim. Resim eğitimi aldım, Sanat ve Tasarım Anasanat Dalı’nda yüksek lisans yapıyorum. Sorduğunuz soruya ilişkin, aslında dijital bir zamandayız, siber kültürü yaşadığımız bir dönemde flâneur için alan biraz instagram ve web’de hareket etme özellikle pandemi döneminde bizi epey rahatlatan bir durum oldu. Flâneur de bu süreçte aslında eskiden daha çekinik iken, kimse farketmeden görmek ve kaydetmek arzusunda iken instagram, cep telefonları vs. aracılığı ile izlerken izlenmeye de alıştı. Kendi projemi de cep telefonu ile kaydettim. Genellikle hastane ve ev arasında, sokağa çıkma yasağının çok sert yaşandığı dönemde, kimsenin olmadığı bir şehri deneyimleme fırsatım oldu. Siber kültürün içindeyiz ama bir denge bulunamaz mı diye düşünmüşümdür.

   İzmir Art: Çok teşekkür ediyorum. Son olarak “Gezintiler Zamanı”nı konuştuk. Gezintiler Zamanı’nı tamamlanmış bir proje olarak ele alabilir miyiz? Ya da İzmir Poetik’ten bundan sonra neler göreceğiz, var mı yeni projeleriniz?

   İzmir Poetik – Gözde Yenipazarlı: Tekrar merhabalar. İzmir Poetik olarak ilk projemiz Gezintiler Zamanı idi. Şu an iki farklı proje üzerine daha çalışıyoruz. İlerleyen zamanda hem instagram hesabımızda hem de Büyükşehir Belediyesi ile iş birliği eşliğinde uluslararası bir sergi projemiz olacak. Diğer bir projemiz İzmir’in farklı semtlerinde gerçekleşecek; kentin merkezinden tarihi alanlarla buluşma planımız var. Üretim aşamasında ve çok heyecanlıyız.

   İzmir Poetik –Ahmet Heleka: Bir virüs çıktı ve bütün hayatımız alt üst oldu. Yetmedi, yeni ‘yeni’ lerle tanışmaya başladık. Yeni kurallar, yeni davranış biçimleri, yeni kelimeler…

Ben kendi adıma bu projeyi, zihnimde yaptığım yolculuklarla ve Pandemi’nin izin verdiği ölçüde    adımladığım İzmir sokaklarından elde ettiğim fotoğraflarla   birlikte yürütmeye çalıştım. Bu bağlamda, üç bölümden oluşan çalışmam, Words / Pandemic Chronicles’e gelince: harfler ve o harflerle başlayan kelimeler, İzmir sokaklarına ait görseller, üçüncüsü ise bana ilham veren metinler. Bu metinler bazen bir kitaptan /şiirden/müzikten/filmden yaptığım alıntılar bazen de hayatın içinden gündelik uğraşlar. Meselâ siz bu süreçte hiç turunç reçeli yaptınız mı?

Harf tercihimi hem görsel bir zenginlik oluşturmak hem de bize bu değişik ve tuhaf zamanları yaşatan virüsün çıkış yeri olması adına Çin alfabesinden yana kullandım. Latin alfabesine göre a/z şeklinde oluşan sıralamada her harf başlı başına kendi adına bir anlatıya sahipken sonuçta hepsi birlikte projeyi oluşturmakta. Dokunmak eyleminin yasaklı olduğu bu tuhaf zamanlarda, her harfi bir kartpostal gibi tasarladım ve el yapımı zarflara koydum.

   İzmir Poetik – Nilay Uluğ: Merhaba ben Nilay Uluğ, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nden mezunum. Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sanat ve Tasarım Anasanat Dalı’nda yüksek lisans tez aşamasındayım. İzmir Poetik, zaten çok uzun yıllardır birlikte projeler üreten bağımsız sanatçılardan oluşmaktadır. Pandemi dönemi bizi tekrar bir araya getirdi diyebiliriz. Covid-19 virüsüyle birlikte çevremizle kurduğumuz ilişki ve birtakım alışkanlıklarımız değişime uğradı. Bunu sanat pratiği açısından ele almak konusunda psikocoğrafya kavramı bize yol gösterici oldu. Sokağa çıkma kısıtlamalarıyla birlikte flâneur dediğimiz düşünür-gezerin çevreyi ele alış şekli kısıtlanmaktan öte, çeşitlenmiştir bence. Kentin kakafonisi yerini kısıtlı zamanlar ve boş mekânlarla kurulan ilişkiye bıraktı. Aynı zamanda içsel yolculuklar, kişisel deneyimler yaşadı flâneur. Baktığımız alanlar değişime uğrasa da sanatsal pratik anlamında çeşitlilik yaşandığını düşünüyorum. Örneğin, tam kısıtlamaların başladığı mart ayı itibariyle kendi evimin penceresinin gördüğü alana odaklanmaya başladım. Bu dönemde insanlar dışarıyla olan teması arttırmak ve izole kalabilmek için genellikle balkon ve pencerelerde vakit geçiriyorlar. Bu çerçevede karşı apartmanımda balkonda duran iki şişe dikkatimi çekti. Her gün onlara bakıp, üzerine düşünmeye başladım. Acaba onları oraya kim bırakmıştı, ne zaman alacaklardı veya nelere şahit olmuşlardı. 75 gün boyunca balkonda, yağmur çamur fırtına demeden ayakta duran şişeleri gözlemledim. Fotoğraflar çekip notlar aldım, Instagramda paylaştım. Hesabımı takip eden kişiler de şişelerin durumunu merak etmeye başladılar. 75. günün sonunda, terk edilmiş şişeler komşumun evine dönmesiyle birlikte balkondan alındılar. Ben gidip komşumla tanışıp, şişeler üzerine konuştum, hatta şişeleri istedim. Merakla başlayan bu serüven, Instagramdaki takipçilerimin diyaloglarıyla birlikte projeye dönüştü. İzmir Poetik Instagram hesabında paylaşılan kolajlarım ise ‘’Gezintiler Zamanı’’ bağlamında, buluntu malzemelerden oluşmaktadır. Bu seride, Pandemi koşullarında eve gelen kargo atıkları, kısıtlı yürüyüşlerde karşılaştığım ilginç nesnelerin fotoğrafları ve bazen kendileri yer alıyor. Ayrıca yine bu dönemde okuduğum metinlerden alıntılar, bu görselleri tamamlamaktadır 

   İzmir Art: Son olarak eklemek istediğiniz neler var? Ayrıca İzmir’deki kültür – sanata ilişkin sizin fikirlerinizi almak isteriz, İzmir’de üretmek, izlemek nasıl? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Çok teşekkür ediyoruz her birinize, sizlerle tanışmak güzel. Bundan sonraki projelerde buluşmak üzere.

   İzmir Poetik – Gözde Yenipazarlı: Biz İzmirli sanatçılar, akademisyenler olarak oldukça üretken olduğumuzu düşünüyoruz. İş üretme konusunda pek sıkıntımız yok ancak görünür olmak ve bunu izleyiciye ulaştırma noktasında desteğe ihtiyacımız var. İzmir Art’ın da bunu destekleyeceğini ve izleyiciler için daha çok kişiye ulaştıracağını düşünüyoruz. Bu noktada size teşekkür ediyoruz.

Gezintiler Zamanı” sergisini gezmek için tıklayınız!

Röportaj: Onur Eryeşil, Tayfun İçsel

 

Fotoğraflar
Videolar