Meles’e Ağıt

Meles’e Ağıt” bu yolculuğun ilk durağı, belki de ilk nefesi… Devamı gelecektir. Çünkü hepimizin bildiği gibi İzmir’i tanımak, bir yazıyla değil, bir ömürle tamamlanan bir serüven.

Rıdvan Gölcük 2 Ekim 2025

Bazen içindeyken cennette olduğumuzu fark etmeyiz. Bazı kapıların ardında ne olabileceğini tahmin ettiğimiz için açmayı hiç denemeyiz. Ertelediğimiz onca şeyin ardında yalnızca bugünün değil, geçmişin de mesajları vardır aslında. Yaşadığımız şehirde açmadığımız kaç kapı, bakmaya cesaret edemeyip yalnızca gördüğümüz kaç sokak var kim bilir…  

Hem geçmişin sesini duyan, hem de bugünün farkında olan biri bizler için bu cesareti gösterse fena olmazdı, değil mi? İşte tam da bu nedenle İzmirArt’a böyle bir yazarı konuk etmek istedik. Şehri keşfe çıkan kişi, Troya Müzesi’nin eski müdürü, bugün ise Yaşar Müzesi’nin müdürlüğü görevini üstlenen arkeolog ve sanat tarihçisi Rıdvan Gölcük. Onun kaleminden okuduğumuz her satır, İzmir’e yalnızca bir ziyaretçinin değil, geçmişin derinliklerini görmeye alışkın bir bilincin gözünden bakmamızı sağlıyor.  

“Meles’e Ağıt” bu yolculuğun ilk durağı, belki de ilk nefesi… Devamı gelecektir. Çünkü hepimizin bildiği gibi İzmir’i tanımak, bir yazıyla değil, bir ömürle tamamlanan bir serüven.

     İzmir’e daha adım atmamışken, onu görmeyi düşledim. Gelir gelmez yanına koşmak istedim. Çünkü Meles, Homeros’un yanı başında doğduğu nehirdi. Büyük ozan, kıyılarında dünyaya gelmişti.

“Söyle, tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus’un öfkesini söyle. 

Acı üstüne acıyı Akhalara o kahreden öfke getirdi, 

ulu canlarını Hades’e attı nice yiğitlerin, 

gövdelerini yem yaptı kurda kuşa.” 

(İlyada, I. Bölüm)

     Homeros, Smyrna’da doğmuştu; bu dizeler de onun dilinden dünyaya yayılmıştı. Meles’i görmek, Homeros’u görmek demekti.

     Aristoteles, Homeros’un doğumuna dair şu öyküyü aktarır: “Kritheis adında bir genç kız, bir tanrı tarafından hamile bırakıldıktan sonra Aigina adasına kaçar. Orada korsanların eline düşer, Smyrna’ya getirilip Lydia kralı Maion’a armağan edilir. Kritheis, Homeros’u doğurduktan sonra ölür. Maion ise çocuğa, doğduğu yerden dolayı Melesigenes adını verir ve öz evladı gibi yetiştirir.” Meles, Smyrna’nın kimliğine öyle işlemiştir ki, 4-5. yüzyıl ansiklopedi yazarı Stephanos Byzantios, “Smyrna’ya Meles adının verildiğini” yazar. Yani Meles demek Smyrna demekti.

     Bir öğlen dostlarımla birlikte Meles’e doğru yola çıktım. Aslında yol dediğim, 15 dakikalık bir mesafe. Her gün binlerce İzmirli onun yanından, üzerinden geçiyor. Şehrin tam ortasında, nefesimizin içinde…

     Kıyısına vardığımızda bizi Homeros Anıtı karşıladı. Heykeltıraş Prof. Dr. Ferit Özşen’in 2002’de yaptığı mermer anıt, Meles Deltası’na yerleştirilmişti. İlk bakışta sevindim: Homeros unutulmamıştı. Ama biraz ilerleyince fark ettim ki bu anıt, artık bir mezar taşı gibiydi. Çünkü Meles Deltası kurumuştu. Küçük bir köşesinde kalan su birikintisi ve sazlık, sanki nehrin son nefesinin cisimleşmiş haliydi. Deltanın tabanına indiğimde zeminin yumuşaklığı dikkatimi çekti. “Oh” dedim, “bu yosun tabakası Meles’in hâlâ yaşadığını gösteriyor.” Oysa gerçek bambaşkaydı: Deltanın tabanı, kötü kokuyu bastırmak için jeotekstil ile, yani bir tür halıfleksle kaplanmıştı! Bir gölün tabanının halıfleksle örtüldüğünü hayal edebilir misiniz? Ben de edemezdim… Yine de sazlıkların arasından kuşlar havalandı. Yuvaları, yumurtaları hâlâ oradaydı. Bunca ihanete rağmen, kuşlar Meles’i terk etmemişti.

     Peki Meles niçin ölüyor? Evsel atıklar, endüstriyel atıklar… Kolayına kaçıp yerel yönetimleri suçlamak mümkün, ama asıl suçlu biziz. Evinde İlyada’sı olmayanlar, Meles kıyısında Homeros’un dizelerini hiç okumayanlar, yaşadığı toprağa kök salmayanlar… Evet, yanlış duymadınız: Meles’i şiir kurtarabilir, destan kurtarabilir, sanat kurtarabilir. Onu ben kurtarabilirim, sen kurtarabilirsin. Çünkü bir nehir, sadece suyuyla değil, hatırlanmasıyla yaşar.

     “Her katil olay yerine geri döner” derler. Benimki biraz öyle bir ziyaret oldu. Sizinki de öyle olacaktır, eminim. O sırada aklıma Efes’te doğmuş olan Herakleitos’un sözü geldi:

“Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız; çünkü nehir aynı nehir değildir, siz de aynı siz değilsiniz.”

     Ama o, bir gün Meles’in tamamen can vereceğini tahmin etmiş midir?

     Müsadenizle bu sözü değiştirmek istiyorum:

     “Meles’te yıkanamayacaksınız. Çünkü onu biz öldürdük!”

Fotoğraflar
Videolar
Yazar Profili
Rıdvan Gölcük
Rıdvan Gölcük

5 İçerik

1981, İstanbul doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 2003 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu. Bir süre İstanbul’da özel sektörde çalıştıktan sonra, 2007 yılında Muğla Müze Müdürlüğüne Müze Araştırmacısı olarak atanmıştır. 2009 yılında Kocaeli Müze Müdürlüğüne görevlendirilmiş ve 2015 yılına kadar Müze Araştırmacısı ve Arkeolog olarak görev almış, 2015-2019 yılları arasında ise Müze Müdürü olarak görev yapmıştır. Bu süre zarfında çalışma arkadaşları ile “Kocaeli Müzesi Çocuk Eğitim Atölyesi” nin kurucusu olmuştur. 24 ayı aşkın süre Kocaeli’de devam eden “Gezici Bavul Müze” projesini hayata geçirmiştir. Nikomedia Kenti Batı Nekropolü Kurtarma Kazısı Başkanlığını yürütmüştür. 2019 yılında Yunus Emre Enstitüsü Kültürel Diplomasi Akademisine seçilmiş ve eğitimini başarı ile tamamlamıştır. 2019 yılında Troya Müze Müdürlüğü görevine getirilmiştir. Yönetimi altında Troya Müzesi 14 Şubat 2020’de, Attraction Star Awards ödüllerinde “En Başarılı Müze”, 2020 Avrupa Yılın Müzesi Özel Takdir Ödülü, 2020-2021 Avrupa Müze Akademisi Özel Takdir Ödülü, 2021 Homeros Bilim Kültür ve Sanat Ödülü, 2021 Museums In Short Özel Takdir ödüllerini almış ve bu süre zarfında Troya Müzesi “Ödül Avcısı” olarak anılmaya başlamıştır. 2025 yılında Yaşar Müzesi Müdürlüğüne getirilmiştir. Yüksek Lisansını Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde tamamlamış ve aynı üniversitede doktora eğitimine devam etmektedir.  İki yıldız dalıcıdır. Evli, Ahsen İnci ve Asya’nın babasıdır.

Yazar Profil Sayfası