On Maddede Öykü Nasıl Yazılmaz

Öykü yazmanın tarifini verirsek hepsi birbirine benzeyen metinler ortaya çıkar. Yazıldıktan sonra hataları ayıklarsak yazara özgü bir metin ortaya çıkar. Çünkü yeni başlayanlar hep aynı hataları yapıyor. Bu yazıda o hataları göreceksiniz.

Zeynep Kahraman Füzün 21 Haziran 2022

ON MADDEDE ÖYKÜ NASIL YAZILMAZ

ZEYNEP KAHRAMAN FÜZÜN

 

Öykü yazmanın tarifini verirsek hepsi birbirine benzeyen metinler ortaya çıkar. Yazıldıktan sonra hataları ayıklarsak yazara özgü bir metin ortaya çıkar. Çünkü yeni başlayanlar hep aynı hataları yapıyor. Bu yazıda o hataları göreceksiniz.

 

  1. Süslü kelimeler ve imgeler kullanmayı, kendinize has bir üslup oluşturmak için çabalamayı bırakın. Konuşur gibi yazın. Akıcı yazmanın ve anlatım bozukluğu yapmamanın en basit yolu budur. 

 

Hakim olduğumuz dil, konuşma dilimizdir. Bize özeldir. Çocukluğumuzdan itibaren üzerine ekleye ekleye bugüne getirmişizdir. Onu kullandığımızda üslubumuz da kendiliğinden oluşur.

Bir metnin dilinin iyi olması sonradan içine serpiştirilen kelimelerle ilgili değildir. Cümlelerin kurulumunun çok iyi olması gerekir. Bu da kelimelerin sırasını değiştirmek, evirip çevirip tekrar yazmak ve en doğru anlatımı yine kendi konuşma dilimizden yararlanarak gerçekleştirmekle mümkündür. Kelime dağarcığımız iyi değilse şiir ve sözlük okuyarak zenginleştirebiliriz. Ayrıca kullandığımız dil yazdığımız konuyla uyumlu olmalıdır. Metnin gerçekliği bizim gösteriş yapmamızdan daha önemlidir. Ben anlatıcı kullandığımızda karakterimizin yaşına ve bilgi seviyesine göre bir dil kurmalıyız. Tanrı anlatıcıda ise diyaloglar inandırıcılığı sağlamalı.

Üslup meselesine tekrar dönecek olursam eğer bazı yazarlar kullandıkları dil ile üslup oluştururlar. Tek bir paragrafla metnin hangi yazara ait olduğunu anlayabiliriz. Bu bir tercihtir. Böyle yaparak başarılı olmuş pek çok yazar vardır. Bir de konuyu ele alış biçimi ile üslup oluşur. Yazar, hikayelerini hep aynı bakış açısını kullanarak anlatır. Bu aslında bilinçli yapılmaz. Farkında olmadan, kendiliğindendir. O yüzden yapaylık yoktur. Bazı genç yazarlardaki sahte dil ve özenti üslup acemilik göstergesidir. Dil ve üsluplarını, bol bol okuyup yazarak doğal bir süreç içerisinde oluşturmalılar.  

 

       2. Öykü yazmak araba kullanmaya benzer, klişe konular ana yola. Yeni başlayanlar akıllarına ilk gelen ve çok yazılmış konularda yazmamalı. Kıyıda köşede kalmış konularla daha dikkat çekici olurlar. 

 

Klişe konuları yazmak kötü değildir ancak o konularda o kadar çok metin yazılmıştır ki onların üzerinde veya denginde yazmadıktan sonra yazmanın bir anlamı yoktur. O konuları ustalaştıklarında yazmalılar. Önce kendi hakim oldukları yani hayatlarının bir parçası olan konuları ele almalı, başkalarına göre farklı ama kendileri için sıradan olanı bulmalılar. Yaşadıkları ve tanık oldukları olaylara bakmalılar. En iyi hikayeler yaşanmış ama yazılmamıştır. O olayları kurguya nasıl dahil edeceklerini düşünmeliler. 

Klişe konuya değinmişken klişe kelimelerden de bahsetmek gerekir. Klişenin anlamı çok kullanılmış eskimiş olarak bilinir ancak sıradan kelimeler de çok kullanıldığı halde klişeleşmez. Çünkü klişe kelimeler farklı ve dikkat çekicidir esasında. Modadan örnek vereyim; beyaz ve siyah giyindiğimizde, sade bir tarzımız olduğunda her zaman şık oluruz. Desenli veya modeli farklı bir kıyafet tek seferde akılda kalır ve bir daha üzerimizde görüldüğünde hemen tanınır. İşte klişe dediğimiz kelimeler de farklı kelimelerdir. Birileri muhakkak kullanmıştır. O yüzden o kelimeler tekrar tekrar kullanıldığında dikkat çeker, kulak tırmalar, rahatsız eder. İyi bir dil işçisinin öyle kelimelere ihtiyacı yoktur. 

 

      3. Öykünüzde; gibi, sanki, şey ifadelerini çok kullanmayın. Onlarsız da yazılabildiğini göreceksiniz. Edebi kaygı dışında kelime tekrarları yapmayın. 

 

Bir kelimenin çok kullanımı metni iyi veya kötü yapmaz ancak okuma zevki açısından olumsuz bir durumdur. O yüzden yakın aralıklarla kelime tekrarları yapılmamalıdır. Bazı kelimeler mecburen çok kullanılır. İşte o kelimeleri gerekmedikçe kullanmamak lazım ki en aza indirilebilsin. Mesela bağlaçlar çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulmasa da bol bol kullanılır. Bazı kelimeleri kendimize yasaklayabiliriz. 

Kimi yüklemler de fazlaca kullanılır. Başladı fiilini örnek verebilirim. Yürümeye başladı yerine yürüdü desek anlamda bir daralma gerçekleşmez lakin metinlerin her yerinde karakter bir eyleme başlar. Yine diğer yüklemleri de yakın aralıklarla kullanmamaya çalışmalıyız. Eş anlamlı veya benzer başka bir kelime bulabiliriz. 

Maddenin başında dediğim edebi kaygı dışında kelime tekrarları yapmayın cümlesini de açacak olursam eğer dilde şiirsellik yakalamak için bir paragrafın tüm cümlelerini aynı yüklemle bitirebiliriz. Bu kötü değildir. Aynı kelimeyle başlayan cümleleri art arda sıralayabiliriz. Cümleyi vurgulamak adına kelimelerin yerlerini değiştirip tekrar yazabiliriz. Bunlar hata değildir. Kelime oyunudur. Deneysellik adına yapılır. Böyle bir amaç yokken yapılan tüm tekrarları okur fark eder, rahatsız olur. 

 

     4. Anlatmayın, gösterin. Bilgi vermeyin, hikayeleştirin. Üzüldü, sevindi vb duyguları yazmak yerine karakterin mimiklerinden ve hareketlerinden ne hissettiğini anlayalım. Okurun duygularını harekete geçirirken duyularını ihmal etmeyin. Beş duyuya hitap edin. 

 

Anlatma göster herkesin bildiği bir tabir ama ne yaparsak anlatmış ne yaparsak göstermiş oluruz ona değinelim. Yazar, hikâyeyi dışarıdan bakan bir göz gibi anlattığında anlatma tekniğini; hikâyeyi yaşayan, yani olayın içerisindeki kişiymiş gibi aktarırsa gösterme tekniğini kullanmış olur. Burada anlatıcının ben anlatıcı veya tanrı anlatıcı olması fark etmez. Her iki durumda da anlatma veya gösterme tekniğini uygulayabiliriz. Anlatma tekniğinde okurla metin arasına girerken, gösterme tekniğinde okurla metni baş başa bırakırız. Bu da metnin inandırıcılığını artırır.

Bilgi vermek gerekiyorsa bunun yine anlatıcı araya girmeden diyaloglarla aktarılması veya haberlerde gösterilmesi daha doğrudur. Bilgileri metnin başında değil de hikâyenin akışında olaylara yedirerek verirsek hem okurun merak duygusunu ayakta tutmuş hem de metninin tamamını işlevsel hale getirmiş oluruz. Yine karakterin duygularının adını söylemek yerine o duygunun oluşturduğu davranışı ve yüz ifadesini belirtirsek karakterin hislerini daha iyi anlatırız. Sinirlendi yerine kapıyı çarptı demeliyiz.

Ayrıca duyuları da unutmamak gerekir. Beş duyuya hitap eden anlatım tarzı metninizin okurda kalıcı izler bırakmasını sağlar. Göze hitap eden anlatım kullanılarak bol bol tasvirler yapılır ama diğer duyular ihmal edilir. Olayın yaşandığı yerin kokusuyla ilgili benzetmeler, eşyaların çıkardığı sesler, dokunma duyusuyla ilgili anlatımlar metnin etkileyiciliğini artırır.

 

    5. Öyküde zaman dardır. Uzun bir zamanı öyküye sıkıştırmaya kalkmayın. Zamanı durdurun ve okura o anı yaşatın. Geriye dönük sahnelerden öte zamanda değişiklik olmasın. 

 

Zamanı mümkün olduğunca kısa kullanmak öykünün yüzeysel olmasını engeller. Zaman akmazsa olay az olur. Olay az olursa hareket az olur. Ne kadar kısa bir zamanda geçerse öykümüz o kadar az olay ve hareket gerçekleşecektir. Böylelikle gerçek hayatta gözümüzden kaçanları öyküde anlatma imkânı doğar. Duygular ve düşünceler derinleşir. 

Hikâye ve öykü ayrımına burada değinebiliriz. Hikâyede zaman kısıtlaması yoktur mesela. Bir ömrü bile tek bir hikâyede anlatabilirsiniz. Romanda geçen hikaye o romanın özetidir. Filmin hikayesi spoiler vermemek adına söylenemeyen her şeydir. Tıpkı yaşadığımız hayat gibidir hikâye, adım adım ilerler. Hikâyeyi sondan anlatmaz, zamanda geri dönüşler yapmazsınız. Öykü, kurgu olduğu için olayları okura kendi istediğimiz sırada verebiliriz. Uzun bir hayatı anlatmak istiyorsak bunu bir metafora dönüştürebilir veya flashbacklerle karakterin geçmişinden kısaca bahsedebiliriz. Bunu yaparken okurun hikâyeden kopmaması için geçmişte fazla oyalanmamalı, gerekli olanları aldıktan sonra öykünün gerçek zamanına geri dönülmelidir. 

 

    6. Öyküde çok şey anlatılmaz. Anlatacağınız bir şey olmalı ve bütün cümleleriniz ona hizmet etmeli. Tek tema üzerinde yoğunlaşın; karakteriniz, hikayesi ve öykünün dili konuyla ve temayla bütünlük sağlamalı. 

 

Öyküde birden fazla şey anlatmaya kalkarsak hiçbirini tam olarak anlatamayız. Öykünün katmanlarından bahsetmiyorum. Bir öyküde birden fazla konuya geçiş yapmaktan, farklı temaları birleştirmeye çalışmaktan, çok şey anlatmaya çalışırken hiçbir şey anlatamamaktan bahsediyorum. Öyküde, anlatmak istediklerimiz için bir atmosfer yaratırız. Yani meselemize uygun bir ortam hazırlarız. Karakterimiz ve hikayesi de o ortamla uyumlu olmalıdır. Böyle yaparak öyküyü okurken geçirilen kısacık zamanda etkiyi artırmış oluruz.

Yazdığımız her cümle anlatmak istediğimiz şeyi daha iyi anlatabilmek için olmalı. Öykünün dili ve kullanılan kelimeler atmosferle örtüşmeli. Ne söyleyeceğine karar veremediği için daldan dala konan bir anlatıcı olmamalıyız. Öykünün bütünlüğünü bozacak her şeyden kaçınmalıyız. Karanlıksa baştan sona kadar karanlık, muzipse diyaloglarından final cümlesine kadar muzip olmalı. Karakter ve hikâye oluşurken önce hangisi kurgulandıysa diğerini de ona uygun olarak tasarlamalıyız. Tüm öğeleri yerli yerinde olmalı ve hepsi birlikte tek etki oluşturmalı. Birden fazla etki oluşmasına izin vermemeliyiz.

Tek şey anlatabilmek için konumuzun dar olması gerekir. Konumuzu ne kadar çok kelime kullanarak tarif ediyorsak o kadar dardır. Mesela insanı değil, insanın yalnızlığını değil, insanın yalnızlığının yarattığı değişimi değil, insanın yalnızlığının yarattığı değişimin eşya üzerindeki etkisini anlatabiliriz.

 

    7. Öyküde yazarın sesi çıkmamalı, karakterlerin ve hikâyenin önüne geçmemeli. Bir mesajınız olabilir ama bunu açık bir şekilde yazmamalısınız. Öyküde öyle olaylar olmalı ki okur o meseleyi kendi keşfetmeli. Onu bu zevkten mahrum etmeyin. 

 

Öyküde yazar pasif olmalı, tarafsız kalmalı, okuru yönlendirmeye çalışmamalı. Okur, iyi ve kötüye kendi karar vermeli.

Mesafeli yazmak donuk bir anlatım tercih etmek değildir. Diliniz romantik de olabilir, şiirsel de yazabilirsiniz. Nasıl yazarsak yazalım okurla hikâyenin arasına girmemeliyiz. Okuru yönlendirmeye çalışırsak eğer didaktik bir metin yazmış oluruz. Edebî eserlerde bu tavır kabul edilmez. Elbette bir şeyler söylemek için yazıyoruz ama bunları yukarıdan bir üslupla ifade etmek yerine hikayeyle anlatmayı tercih etmişken amacımızın tersi bir yönde davranmamalıyız. 

Okur, yazarın ne anlatmaya çalıştığını kendi bulmak ister. Haklıyı haksızı ortaya çıkarmak ister veya taraf olmak istemez. Sebepleri ve sonuçları öğrenmek, karakterin neyi niçin yaptığını düşünmek, hikayeyle bağ kurmak ister. Metni bulmak değil, metnin içinde kaybolmak ister. 

 

    8. Okuru salak yerine koyup her şeyi açık açık anlatmayın, minik ipuçları verin sadece. Sonunda beklentiyi boşa çıkarmayın ve final cümlesiyle şaşırtın. Öykü bittiğinde tekrar okuması için kafasının karışmasını sağlayın. 

 

Öykü okuru seçicidir, romandan daha kapalı bir anlatım ister. Boşluklar ister. Boşlukları kendi doldurmak ister. Öykünün görünen yüzü yani metin, görünmeyen yüzünden yani okurun zihninde oluşturması beklenenden çok daha az olmalıdır. Yapboza benzetirsek eğer sadece köşe parçalarını koymalıyız. Resmi tamamlamayı okura bırakmalıyız.

Misafiri ev karşılar, ev sahibi uğurlarmış. Okuru, eserin dili ve hikâyenin işleyişi karşılar, finali uğurlar. Eğer final zayıfsa metnin bütün güzelliği unutulacaktır. Tam tersi ise okur yeniden okumak isteyecektir. Her okuduğunda da yeni bir şey keşfetmek ister. İşte bunun için de açık yazmamalıyız.

Acıları bağıra çağıra söylememeliyiz. Olayı ne kadar büyütürsek etkisini o derece düşürürüz. Acıyı yaşayan ağıt yakmaz. Acıyı yaşayan susar. Etrafı abartır. Yazar acıyı okura da yaşatmak istiyorsa hikâyede bunu uzun uzun anlatmamalı. Sadece öldü derse hatta öldü bile demeden bunu ima eden bir söz söylerse okur kendi yaşantısına gidecek ve karakterle empati kuracaktır. 

 

    9. En sonunda o öyküye bir şey katmayan bütün cümleleri ve kelimeleri çıkarmayı unutmayın. Bitti dediğiniz öyküyü demlendirmeden, metne yabancılaşmadan bir yere göndermeyin. 

 

Dilimizi rafine hale getirmek için fazlalıklarından kurtulmamız gerekir. İlk aşamada şişman bir metin yazarız. Sonra o metni inceltmek, işlevsiz kısımlarını koparıp atmak, yontmak ve törpülemek lazımdır. 

Eserin tamamı elden geçirilmeli, gereksiz sözcükler tek tek ayıklanmalıdır. Yanlış kullanılan ekler, eksik veya fazla kelimeler tespit edilmeli, cümleler yeniden yazılmalıdır. Anlatım bozukluğu varsa giderilmelidir. İyi olduğunu düşünüyorsak eğer üzerine çalışmayı bırakıp kenara kaldıralım. Günlerce hiç okumadan bekleyelim. Yazdıklarımızı unutalım. Çünkü zamanla metnimize karşı körleşir, kusurlarını göremeyiz. Bir müddet sonra sesli okuyalım. Bütün pürüzleri fark edeceksiniz. Önce büyük taşları görürüz; onları topladıktan sonra daha küçüklerini, sonra daha da küçüklerini. Böyle böyle metnimizde en ufak bir hata kalmayana kadar çalışırız.

Oldu desek de kimseyle paylaşmamalı birkaç hafta sonra yeniden bakmalıyız. Yeniden sesli okumalı, yeniden ritmini aksatan kısımları temizlemeliyiz. Defalarca metni işlemeliyiz, ta ki her şey yerli yerine oturana, bir harfi bile oynatamayacak hale gelene kadar. Eserimizin bazı cümlelerinin yapısında sıkıntı olması ve gereksiz kelimeler bizi kötü yazar yapmaz ama okuru yorar. Yorucu bir okuma hem metni anlamayı zorlaştırır hem de metnin sonuna kadar okunmasını engeller. Bunları editör de tespit edebilir. Varsa imkânımız yardım alabiliriz ancak biz veya başkası üzerinde çalışmadan hiçbir yere göndermemeliyiz. Kusurlu haliyle yayımlanan bir eser en çok sahibine zarar verir. 

Edebiyat asla nankör değildir. Gösterdiğiniz ilgiye kayıtsız kalmaz. Siz onunla ne kadar meşgul olursanız o da kendisini o kadar açar. Eseriniz, verdiğiniz emek kadar kıymetli olacaktır. Zamanla tashih konusunda uzmanlaşacaksınız ve tüm bu aşamaları kolaylıkla gerçekleştireceksiniz. Hatta yazarken yanlışlarınızı tespit edecek, sonrasındaki işinizi kolaylaştıracaksınız. Zamanla kusursuz yazacaksınız. 

 

   10. Öykünüzü türüne ve içeriğine en uygun dergiye gönderdikten sonra bekleyin. Reddedilseniz de pes etmeyin, başka dergileri deneyin. 

 

Editörlerin gönderilen eserleri okuyup okumadığıyla ilgili kaygı var. Mail trafiği ne kadar yoğun olursa olsun gelen bütün mailler açılır, her metin sonuna kadar okunmasa da bakılır. Daha en başında fark edilen dilin kullanım şekli metnin niteliğini de ele verir. Belki sonuna kadar okunmadığı için iyi bir kurgu fark edilmiyor olabilir ama o metinler okunsa bile dilinin sıkıntısını çözmek zaman ister. Bu da mümkün değildir. Dolayısıyla yayımlanamaz.

 

İlk izlenim tabii ki çok önemli ama reddedilseniz de aynı dergiye başka bir metninizi gönderebilirsiniz. Reddedilen metninizi de başka bir dergiye gönderin. Bir derginin yayın politikasına uymadığı için reddedilen metin başka bir dergi editörü tarafından kabul edilebilir. Bazı editörler reddettikleri metinlere dönüş yapmazken bazıları neden reddettiğiyle ilgili ayrıntılı bir açıklama yapıp yeni eser beklediklerini söyler. Bazıları da geçmişteki kötü tecrübelerinden ötürü herhangi bir dönüş yapmayabilir. Kabul edilen metinlerde de aynı şey olabilir. Eseri aldığını söyleyen editörler olduğu gibi hiç haber vermeden metni yayımlayanlar vardır. O yüzden de aynı eseri birkaç ay geçmeden başka bir dergiye göndermeyin. 

Dergilerin bazıları dönüş süreleriyle ilgili bilgi verir. Genç dergilerden bir sonraki sayıya kadar herhangi bir dönüş almazsanız muhtemelen elenmişsinizdir. Dergilere eser gönderirken cv eklemeyin, mailin gövde kısmına editöre hitaben kendinizi tanıttığınız kısa bir yazı yazın. Mümkünse birkaç öykünüzü gönderin.

Öykücü olmak istiyorsanız asla vazgeçmeyin. Yeteneğe inanmayın, çünkü yetenek sadece zaman farkıdır. Çok çalışırsanız az çalışarak yazabilenlere yetişir hatta onları geçer, öykücü denince akla gelen ilk isimlerden biri de siz olabilirsiniz. 

Bonus: Ne kadar çok farklı öykücü okursanız o kadar iyi yazarsınız.

 

 

Fotoğraflar
Videolar
Yazar Profili
Zeynep Kahraman Füzün
Zeynep Kahraman Füzün

1 İçerik

Lisans ve yüksek lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi'nde tamamladı. İlk öykü kitabı Köz Yanılması 2018’de, Dünya Topraklarında isimli romanı ise 2021'de yayımlandı. Öyküleriyle Kafkaokur ve Trendeki Yabancı başta olmak üzere pek çok dergide, sinema yazılarıyla Perdenin Ötesine Bakmak ve Sinemada Çocuk Çizgiler kitaplarında yer aldı. 2016 yılında İzmir’de başladığı yazarlık eğitimlerine hâlâ devam ediyor. Şimdilerde Bahçeşehir Koleji’nde öğretmenlik yapan yazar aynı zamanda Ze Dergi’nin genel yayın yönetmenliği görevini yürütmektedir.

Yazar Profil Sayfası
Tag Kütüphanesi