Yaz Düşüncelerinin Müelliflerine

Yazın ritmini tenimizdeki sıcaklıkta hissetmeye başladığımız şu günlerde, bu sıcaklığa eşlik edecek kelimeleri bulmakta benim gibi zorlanıyorsanız, bu yazı sizin için.

Yağmur Şahin 12 Haziran 2026

Yazın Hafızasına, Yalnızlığına ve Rüzgârına Eşlik Edecek Kitaplar

Yazın ritmini tenimizdeki sıcaklıkta hissetmeye başladığımız şu günlerde, bu sıcaklığa eşlik edecek kelimeleri bulmakta benim gibi zorlanıyorsanız, bu yazı sizin için.

Barış Bıçakçı’nın Sinek Isırıklarının Müellifi romanındaki karakter, bir editörden gelecek yanıtı beklerken hayatı bir şölen gibi hissettiren şeylerin üstünkörü bir listesini yapar. Listede kitaplar, filmler, şarkılar ve resimler vardır. Belki de mevsimler insan zihninde böyle çalışır; bir koku, bir vapur düdüğü ya da denizden gelen bir esinti, hiç beklenmedik bir anda kendini hatırlatır. Bıçakçı’nın kahramanı bu anların üstesinden bir liste yardımıyla geldiyse, belki biz de yaklaşmakta olan sıcakların üstesinden bir kitap listesiyle gelebiliriz, ne dersiniz?

Mevsimlerin zihnimize çağırdığı görüntüler, fark etmeden kitap seçimlerimize de yön verebilir. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası, kareli battaniyeler, camdaki yağmur damlaları ve kahvenin buharı… Rus edebiyatı ya da yeraltı edebiyatı bu görüntülere çok yakışıyor, değil mi? Eminim sizin de bu sahneye eşlik edecek bir kitabınız vardır.

Peki ya yaz denildiğinde zihninizde beliren görüntüler? Yaz aşkları, yaz planları, yaz konserleri, uzun vapur yolculukları ve akşamüstü rüzgârları… Hafızamızda bu kadar çok iz bırakan bir mevsimin kısa sürüyor gibi gelmesi, onu unutulmaz yapan çelişkilerden biri olsa gerek.

İşte bu yaz; kumsalda, İZDENİZ vapurunda, Kültürpark’ta bir ağacın gölgesinde ya da uzun bir yaz akşamında size eşlik edebilecek; yazın hafızasını, yalnızlığını, serinliğini ve rüzgârını hatırlatan kitaplar, yazarlar, alıntılar...

 

Yazın Rüzgârı: Yaz Düşleri Düş Kışları – Tomris Uyar

“Bildiklerimizi bilmediklerimize katıyor bu rüzgâr.

Kuşluk rakısının da payı var bu kargaşada.

Adanın bir yamacından denize uzanan bir çardakta, rüzgâr almayan bir masadan rüzgâra bakarken içilen kuşluk rakısının.

Sanki bir uğur böceğinin kalın kırmızı kabuğu altındayız. Seslerimiz bile donuk tınılarla erişiyor birbirine.”

Tomris Uyar, romanın hükümdarlığı altında öykü direnişini sürdürebilen yazarlarımızdan biri olarak kuşkusuz Türk edebiyatında ayrı bir yerde duruyor. Yaza her Tomris Uyar kitabının yakışacağını söylemek mümkün. Çünkü tıpkı yaz gibi, Uyar’ın öyküleri de kısa sürede derin izler bırakabiliyor.

Yaz yalnızca planlar, yolculuklar ve tatiller demek değil; aynı zamanda insanın biraz yavaşlaması, çevresine ve kendisine daha dikkatli bakabilmesi demek. Bir adada, deniz kıyısında ya da şehrin içinde geçen sıradan bir an, onun kaleminde bambaşka bir derinlik kazanabiliyor. Bu nedenle Yaz Düşleri Düş Kışları, yalnızca adıyla değil, taşıdığı duyguyla da yaz mevsimine yakışan kitaplardan biri.

Akşamüstü sıcağında İzmir’e yolunu kaybetmiş bir rüzgâr uğrarsa, Tomris Uyar’ın öykü kitaplarının sayfalarını çevireceğini söyleyebiliriz. Çünkü bazı yazarlar mevsimleri anlatmaz; mevsimin kendisine dönüşür.

 

Yazın Yalnızlığı: Her Gece Bodrum – Selim İleri

“Ama yazı tanımamıştı, kızgın yaz, küskünlüklerin zamanıydı. Kışın, güzün, ilkyazın görünümlerini biliyordu. Kış yalnız kar yağışı değildi, ısrarcı soğukların buğulu mavi bir rengi vardı. İlkyazlarda fırtınalar denizden nasıl gelirdi, nasıl patlardı ağaçlarda tomurcuklar, güneş vururdu yamaç sırtlarındaki limonluklara, güneşte küçük limonlukların, karanfil yetiştiren yerlerin elmas pırıltıları vardı. Ama bu yaz ayları, bu kasaba, teknelerin oynak sulara açılışı, nasıl da cinsel her şey, nasıl da istekli, kudurgan, bütün kasaba yakut ışıltısıyla göz kamaştırırken insan nasıl da tek başına!”

Yaz mevsimi çoğu zaman kalabalıklarla anılır. Tatiller, arkadaş buluşmaları, sahiller, konserler ve uzun akşam sofraları… Ancak Selim İleri’nin Her Gece Bodrum’u bize yazın başka bir yüzünü de hatırlatır. Sayfalar arasında entelektüel karakterin diğer yazarları da yaza çağırdığını hissedebilir, bazen insanın tam da herkes eğleniyormuş gibi görünürken yalnız hissettiği gerçeğiyle yüzleşebilirsiniz. Kalabalıkların ortasında, ışıkların altında ya da denize karşı otururken bile.

Her Gece Bodrum, yalnızca bir yazlık kasabanın değil, insan ruhunun da mevsimlerini anlatan kitaplardan biri. Selim İleri’nin diliyle Bodrum, kartpostallardaki kusursuz yaz manzaralarının ötesine geçerek arzuların, hayal kırıklıklarının ve bekleyişlerin mekânına dönüşür.

Belki de bu yüzden yazın yalnızlığı kışın yalnızlığından farklıdır. Kış insanı eve çağırır, yaz ise dışarıya. Herkes dışarıdayken kendini biraz eksik, biraz yabancı hissetmenin duygusu da bu mevsime özgüdür. Her Gece Bodrum, tam da bu hissi yakalayan kitaplardan biri.

 

Yazın Hafızası: Kırmızı Pelerinli Kent – Aslı Erdoğan

“Yerli yersiz, zamanlı zamansız, eli sıkı, deniz-ötesi anılar… Kendisiyle geçmişi arasındaki engin suları aşmaya solukları yetmeyen… Bir koku, bir ses, bir vapur düdüğü, nar rengi bir günbatımı… çocukluğa doğru pupa yelken gidiş ve hep kilitli bir kapı… Var güçleriyle kanat çırpmalarına karşın bir türlü havalanamayan kuşlar üşüşürdü belleğine, yalnızca yüzeyde kalan kıpırtılar ve hafif – çok değil, can yakacak kadar değil – bir hüzün… Böyle anlarda yazmak isterdi Özgür.”

Yazın hafızayla özel bir ilişkisi var. Belki de bunun nedeni mevsimin kendisinden çok çağrıştırdıkları. Bir vapur düdüğü, gün batımında gökyüzüne yayılan renkler ya da denizden gelen iyot kokusu, yıllar önce unutulduğu düşünülen anıları yeniden su yüzüne çıkarmak için sanki fazladan mesai yapar ve belki de günler bu yüzden biraz daha uzundur. Aslı Erdoğan’ın Kırmızı Pelerinli Kent’i de tam olarak bu duygunun izini sürüyor.

Yaz mevsimi çoğu zaman geleceğe dair planlarla anılsa da, bazen insanı geçmişine doğru sürükleyebilir. Çocukluğa, eski bir sokağa, unutulmuş bir dostluğa ya da yalnızca bir ana… Kırmızı Pelerinli Kent, hafızanın kıyılarında Erdoğan’ın kendine has kalemiyle dolaşan ve okurunu kendi hikâyelerine geri çağıran kitaplardan biri. Belki de bu yüzden, yaz akşamlarına en yakışan seçeneklerden biri olmaya devam ediyor. 

 

Yazın İç Sesi: Karanlık Kız – Elena Ferrante

“Anlatması en zor şeyler, insanın önce kendisinin anlamakta zorlandığı şeylerdir.”

Her sayfasında yazın kokusunun burnunuza geleceği, dalgaların sesinin bir kadının iç dünyasında nasıl tufana dönüşebildiğini görebileceğiniz Karanlık Kız, yaz kalabalıklarında kendinize yaklaşmak için harika bir seçenek olabilir. Günlerle birlikte uzayan düşünceler, ertelediğiniz soruların ve sorunların yüksek sesle konuşulmaya başlamasına neden olabilir. Elena Ferrante’nin Karanlık Kız’ı tam olarak bu sessiz yüzleşmelerin romanı diyebiliriz. 

Bir sahil kasabasında geçen hikâye, okurunu yalnızca deniz kıyısına değil, zihninin derinliklerine de davet ediyor. Ferrante’nin karakterleri kusursuz olmaktan uzak; tam da bu yüzden gerçekler. Bazen kendilerini anlamakta zorlanıyor, bazen söylediklerinden çok sustukları şeylerle konuşuyorlar.

Belki de bu yüzden Karanlık Kız yaz aylarına yakışıyor. Çünkü yaz yalnızca dinlenme mevsimi değil; insanın kendisiyle istese de istemese de baş başa kalmak zorunda kaldığı mevsimdir. 

 

Yazın Küçük Ayrıntıları: Dokuz Öykü – J.D. Salinger

‘Çayı bitince çıkacak, yolun aşağısındaki duraktan otobüse binecekti. Şapkasını da takmıştı Bayan Snell. Tüm yaz boyu takmıştı, yalnızca bu yaz değil, tam üç yazdır takmıştı o hiç değişmez, o ilginç siyah keçe şapkasını; rekor kıran sıcaklarda, değişen yaşam koşullarında, ütü tahtalarının başında ve sayısız elektrik süpürgesini kullanırken. Astarında hala Hattie Carnegie etiketi duruyordu. Etiket solmuştu ama (denilebilirdi ki) o şapka hiç kimsenin önünde eğilmemişti henüz.’

Bazı kitaplar büyük olaylardan değil, küçük ayrıntılardan hatırlanır. Bir şapka, bir otobüs durağı, yarım kalmış bir sohbet ya da yaz sıcağında içilen bir çay… J.D. Salinger’in Dokuz Öykü’sü tam da bu ayrıntıların peşinden gidiyor. Öykülerin her biri İzmir’de bir vapur yolculuğunda başlayıp bitebilir, hafızanızda bıraktığı iz ise o kadar kısa süreli olmayacaktır. 

Kitaptaki karakterler ilk bakışta sıradan görünebilir. Ancak Salinger’ın ustalığı, okurunu gündelik hayatın içinde saklı duran kırılganlıklarla ve güzelliklerle karşılaştırmasında yatıyor. Belki de bu yüzden öykülerini okurken, kendi hayatınızda fark etmeden yanından geçtiğiniz ayrıntıları yeniden görmeye başlıyorsunuz.

Yaz mevsimi de biraz böyle değil mi? Büyük planlardan çok küçük anlarla hatırlanıyor çoğu zaman. Bir gölgeye sığınmak, vapur beklemek, rüzgârın yön değiştirdiğini fark etmek ya da uzun süredir okunmayı bekleyen bir kitabın ilk sayfasını açmak… Dokuz Öykü, tam da bu küçük ama unutulmaz anlara eşlik eden kitaplardan biri.

 

Yazın Serinliği: Yaz Yağmuru – Ahmet Hamdi Tanpınar

“Denize bu düşüncelere son vermek ister gibi atladı. Akıntıdan korktuğu için her zaman kenarda çırpınırdı. Bu sefer farkında olmadan açıldı. Su derin ve dinlendirici idi. Hiçbir zaman bu kadar lezzet duymamıştı. Bir dalgada yeni arkadaşının hayalini birkaç kere kucakladı ve elinden kaçırdı. Tekrar yakaladı. Fakat hakikaten o muydu böyle kucakladığı yoksa Seher miydi? Bir nevi rüya dalgınlığında ve kendisinden hiç beklemediği bir hareket bolluğu içinde dalgalarla uğraştı. Ancak kollarının ve bacaklarının hareketlerine sudan çok sert cevaplar almaya başladığını görünce kendine geldi. O zaman kendisine çizdiği haddin çok ötelerine geçtiğini anladı.”

Sadece serinlemek değil, özlediğiniz birini kucaklar gibi dalgalarla kucaklaşmak… Kuşkusuz dalgalara bu sorumluluğu ancak Ahmed Hamdi Tanpınar verebilirdi. Düşünceler, telaşlar ve gündelik hayatın kısa süreli ağırlığından uzaklaşmak isterken Yaz Yağmur’una denk gelirseniz, sadece suyun serinliği ile değil kendi sınırlarınızla da karşılaşmanız mümkün. Tanpınar’ın metinlerinde zaman çoğu zaman yavaşlar. Okur, karakterlerle birlikte düşünür, bekler ve etrafına biraz daha dikkatli bakmaya başlar. Yaz Yağmuru da yaz mevsiminin bu dingin tarafını taşıyan öykülerden biri.

Belki de bu yüzden yazın denize girmek yalnızca serinlemek değildir. Bazen insanın kendisine çizdiği sınırların biraz ötesine geçebilmesidir. Tanpınar’ın öykü kitabındaki her bir öykü de tam olarak bu hissin peşinden gidiyor.

Belki yazın kendisi de bir kitaptır. Her yaz sayfalarında bazen oraya ait olmayan bir rüzgâr, kalabalıkların içinde bir yalnızlık, geçmişten gelen bir vapur düdüğü saklıyordur. Bu yaz hangi hikâyeye denk geleceğinizi bilmiyorum ama umarım kitaplığınızdaki en güzel yaz sayfalarından biri olur. Ve umarım bu listeden birileri sizlere eşlik eder sevgili okur! 

Fotoğraflar
Videolar
Yazar Profili
Yağmur Şahin
Yağmur Şahin

12 İçerik

Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümü’nde eğitim gördükten sonra 2011 yılında aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarım ve Yazarlık Bölümü’nden 2015 yılında mezun oldu. Farklı reklam ajanslarında içerik editörlüğü ve metin yazarlığı yaptı. Öyküleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı ve şu sıralar bir öykü kitabı dosyası üzerinde çalışmaktadır. Halen İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’na bağlı Kültür Sanat Şube Müdürlüğü çatısı altında İzmirArt’ta blog yazarı olarak çalışmaya devam etmektedir.

Yazar Profil Sayfası